Perşembe, Ocak 10, 2013

Üçü bir arada - Kitap

Amerika'ya bavulumda 3 romanla geldim. Birini geliş birini gidiş yolunda, diğerini arada, imdat kolunu çekmem gerektiğini hissettiğimde burada okurum diye düşündüm. Okuma hızımı düşünürsek kitapların yetmeyeceği aşikardı ama bizim de bir kitap taşıma potansiyelimiz var. Üstelik de yer kıtlığından dolayı kitaplarımı kütüphaneme geri götüremeyeceğim düşünülürse daha fazlasını taşımak da istemedim. Gelelim kitaplara:

Sisle Gelen Yolcu: Grange'ın son romanı. Çeviri kalitesinden niyeyse emin olamadım. Fransızcam yok ama 'Le Passager'in 'Sisle Gelen Yolcu' olduğuna inanacak kadar da saf değilim. Üstelik de 'yolcu' kelimesi tüm kitaba bir gönderme yaparken, sisle gelen yolcu yalnızca bir adama, ilk sahnelere gönderme yapmaktadır. Ne demek istediğim başına 'sisle gelen' eklendiği anda, 'yolcu' kelimesi de anlamını kaybetmektedir. Yanlış çevirinin bu kadarı.

Çeviriyi bir kenara bırakıp içeriğe yönelirsek ise, Dan Brown'da başıma gelenler geliyor artık Grange'da da başıma. Her ikisinin de tüm kitaplarını okudum. Yazarı tanıdım, bildiğin her taşın altından ne çıkacağını biliyorum. Maalesef Grange'dan soğudum, biraz fazla zorlama gelmeye başladı hikayeler, hiçbirinde Leyleklerin Uçuşu ya da Kızıl Nehirler'deki tadı yakalayamıyorum :( Ha okunmaz mı, okunur, gayet de sürükleyici bir şekilde okunur, nitekim 3 günde falan bitti 650-700 sayfalık kitap. 

---SPOILER GELİYOOOR--- 
Niye zorlama gelmeye başladı: Gereksiz detaylar çoktu. Baş kadın karakterimizin babasının işkenceci olmasına gerek yoktu örneğin, işkence sahnelerinin detaylarına, işkence dolu rüyalarını dinlememize hiç gerek yoktu, annesinin delirmiş olmasına da gerek yoktu çünkü konuyla ilgisi yoktu. Babası pis işlere karışmış, hafif işkolik, biraz takıntılı bir portre çizse yeterdi. Haa ama Grange beyimiz tıpkı daha önce Türkiye'ye bok attığı gibi, yine bir takım yermeler peşinde olabilir, söz konusu anlatımları konuyla ilgisiz olduğunu adı gibi bildiği halde yapmış olabilir, onları bilemem. Tüm bunların yanında adamın kitabı yazmadan evvel sıkı bir araştırma süreci geçirdiğine eminim. Bu da klasik bir Grange taktiği, ne dediğini iyi biliyor, konusunu derinlemesine inceliyor. Bu roman psikoloji ve sanat ağırlıklı olmuş. Nitekim ana erkek karakterimiz psikolog ve aynı zamanda ressam. Genel olarak bağlantıları iyi kurmuş. Ancak yine bana zorlama hissi veren bir diğer kısım, sonu. Sanki aman öyle bir dümen yapayım ki kimse sonunu tahmin edemesin diyor. Edemiyorsun da nitekim, ama şaşırtıcı olmaktan ziyade saçmalık hissi veriyor. Eleştiriyi de bir kenara bırakırsam, hoşuma giden iki kısmı paylaşayım...

'İş kalp yarası çekenler için son can simidiydi'

'... XX. yüzyıl kuşağı, Nietzsche'nin Tan Kızıllığı adlı kitabındaki vecizesini, bir beylik söz olarak yıpranana kadar yinelemişti: 'Beni öldürmeyen her şey beni daha güçlü kılar'. Bu bir aptallıktı. En azından herkesin kullandığı çağdaş anlamı içinde. Her gün yaşanan acı insanı dayanıklı hale getirmezdi. Yıpratırdı. Kırılganlaştırırdı. Zayıflatırdı. Freire bunun bedelini ödemişti. İnsan ruhu, dayanıklılığının sınanmasıyla tabaklanan bir deri değildi. Duyarlı, nazik, içli bir zardı.'

---SPOILER BİTTİ---

Diğer kitap da Sigma Protokolü. Pınar'dan ödünç aldığım ama sonra Amerika yolunda okumayı kafaya koyup, Amerika'da bırakmama izin verip vermeyeceğimi sorduğum, onunsa kitabını gezen bir kitap yapacağım için sevinerek izin verdiği kitap. Nitekim yeni sahibini buldu bile :) 
Yazarı Robert Ludlum. Bu kitap sayesinde kendisini keşfetmiş bulunuyorum. 30'a yakın romanı varmış, maalesef ölmüş. Bu arada filmlerini pek sevdiğim Bourne serisinin de kendisinin romanlarından uyarlandığını bu vesileyle fark ettim. Tavsiye ederim...

3. romanım da yine sevdiğim bir yazar olan Ursula K. Le Guin'ne ait. Çoook uzun zamandır okumayı istediğim Mülksüzler'i aldım sonunda, işte dönüş yoluna ayırdığım kitap bu.

2 yorum:

Ugur Ileri dedi ki...

Mülksüzler için geç bile kalmışsın. Ben okumuşsundur diyordum oysa ki..
Peki, Yerdeniz üçlemesi ??

s dedi ki...

Yerdeniz üçlemesini okudum çok daha önce :) Mülksüzleri beklettim hep, gerçekten kafa yorabileceğim günlere erteledim durdum. İnanır mısın hala da okumadım...