kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Aralık 14, 2013

Okuyunuz Okutunuz

Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı okuyup Alper Kamu ile tanışın sonra Cehennem Çiçeği'ni kendiliğinizden alıp okursunuz. Alper Canıgüz, favori yaşayan Türk yazarlarımdan. Öyle çok da yok ha, yanlış anlaşılmasın, 3 tane falanlar zaten. Boyun fıtığımın tek keyifli yanıydı, duraksamadan bu kitabı okuyabilmiş olmak...

Cuma, Ekim 04, 2013

Tam anlamıyla "Sahilde Kafka"

Yeni bir seri kitap siparişim geldi. 4 yeni kitap okuma listeme girdi, onlardan duyduğum heyecan, bana ne zamandır günlüğe kitaplarımı not düşmediğimi hatırlattı. Ucundan başlayalım:

Bu yaza Sahilde Kafka ile başlangıç yaptım, Haruki Murakami'nin okuduğum ilk kitabıydı. Bilgehan yazarın övgüsünü duyup hediye almış sağ olsun. Yazarla tanıştığım için mutluyum. Oldukça enteresan biri. Kitapta çok fazla metafor var, biraz karışık geliyor ve tam anlamıyla da bir yere bağlanmıyor gibi bir his veriyor, okurken acaba anlayabiliyor muyum diye kendimden şüphe etmedim değil. Daha sonra okuduğum bir röportajında, Sahilde Kafka'nın anlaşılması için en az 2-3 kez okunması gerek dediğini öğrendim yazarın. Yine de keyif aldım ve etkilendim diyebilirim. Altını çizdiklerim:

"Kedi bir an ne yapması gerektiğini kestiremedi. Sonra sanki bir şeylerden vazgeçmiş gibi konuştu.
 -Hmm... Sen konuşabiliyorsun demek.
- Evet. dedi yaşlı adam."

"Normal olmamak ile farklı olmak arasındaki ayrımı henüz tam olarak anlayamıyordum."

"Üstün nitelikli tamamlanmamışlık insanın bilincini tahrik eder, konsantrasyon yeteneğini artırır."

"Başına buyruk tezler, içi boş laflar, dağınık ideolojiler, kalıplaşmış sistemler. Beni gerçekten korkutan, böyle şeyler işte."

Perşembe, Ocak 10, 2013

Üçü bir arada - Kitap

Amerika'ya bavulumda 3 romanla geldim. Birini geliş birini gidiş yolunda, diğerini arada, imdat kolunu çekmem gerektiğini hissettiğimde burada okurum diye düşündüm. Okuma hızımı düşünürsek kitapların yetmeyeceği aşikardı ama bizim de bir kitap taşıma potansiyelimiz var. Üstelik de yer kıtlığından dolayı kitaplarımı kütüphaneme geri götüremeyeceğim düşünülürse daha fazlasını taşımak da istemedim. Gelelim kitaplara:

Sisle Gelen Yolcu: Grange'ın son romanı. Çeviri kalitesinden niyeyse emin olamadım. Fransızcam yok ama 'Le Passager'in 'Sisle Gelen Yolcu' olduğuna inanacak kadar da saf değilim. Üstelik de 'yolcu' kelimesi tüm kitaba bir gönderme yaparken, sisle gelen yolcu yalnızca bir adama, ilk sahnelere gönderme yapmaktadır. Ne demek istediğim başına 'sisle gelen' eklendiği anda, 'yolcu' kelimesi de anlamını kaybetmektedir. Yanlış çevirinin bu kadarı.

Çeviriyi bir kenara bırakıp içeriğe yönelirsek ise, Dan Brown'da başıma gelenler geliyor artık Grange'da da başıma. Her ikisinin de tüm kitaplarını okudum. Yazarı tanıdım, bildiğin her taşın altından ne çıkacağını biliyorum. Maalesef Grange'dan soğudum, biraz fazla zorlama gelmeye başladı hikayeler, hiçbirinde Leyleklerin Uçuşu ya da Kızıl Nehirler'deki tadı yakalayamıyorum :( Ha okunmaz mı, okunur, gayet de sürükleyici bir şekilde okunur, nitekim 3 günde falan bitti 650-700 sayfalık kitap. 

---SPOILER GELİYOOOR--- 
Niye zorlama gelmeye başladı: Gereksiz detaylar çoktu. Baş kadın karakterimizin babasının işkenceci olmasına gerek yoktu örneğin, işkence sahnelerinin detaylarına, işkence dolu rüyalarını dinlememize hiç gerek yoktu, annesinin delirmiş olmasına da gerek yoktu çünkü konuyla ilgisi yoktu. Babası pis işlere karışmış, hafif işkolik, biraz takıntılı bir portre çizse yeterdi. Haa ama Grange beyimiz tıpkı daha önce Türkiye'ye bok attığı gibi, yine bir takım yermeler peşinde olabilir, söz konusu anlatımları konuyla ilgisiz olduğunu adı gibi bildiği halde yapmış olabilir, onları bilemem. Tüm bunların yanında adamın kitabı yazmadan evvel sıkı bir araştırma süreci geçirdiğine eminim. Bu da klasik bir Grange taktiği, ne dediğini iyi biliyor, konusunu derinlemesine inceliyor. Bu roman psikoloji ve sanat ağırlıklı olmuş. Nitekim ana erkek karakterimiz psikolog ve aynı zamanda ressam. Genel olarak bağlantıları iyi kurmuş. Ancak yine bana zorlama hissi veren bir diğer kısım, sonu. Sanki aman öyle bir dümen yapayım ki kimse sonunu tahmin edemesin diyor. Edemiyorsun da nitekim, ama şaşırtıcı olmaktan ziyade saçmalık hissi veriyor. Eleştiriyi de bir kenara bırakırsam, hoşuma giden iki kısmı paylaşayım...

'İş kalp yarası çekenler için son can simidiydi'

'... XX. yüzyıl kuşağı, Nietzsche'nin Tan Kızıllığı adlı kitabındaki vecizesini, bir beylik söz olarak yıpranana kadar yinelemişti: 'Beni öldürmeyen her şey beni daha güçlü kılar'. Bu bir aptallıktı. En azından herkesin kullandığı çağdaş anlamı içinde. Her gün yaşanan acı insanı dayanıklı hale getirmezdi. Yıpratırdı. Kırılganlaştırırdı. Zayıflatırdı. Freire bunun bedelini ödemişti. İnsan ruhu, dayanıklılığının sınanmasıyla tabaklanan bir deri değildi. Duyarlı, nazik, içli bir zardı.'

---SPOILER BİTTİ---

Diğer kitap da Sigma Protokolü. Pınar'dan ödünç aldığım ama sonra Amerika yolunda okumayı kafaya koyup, Amerika'da bırakmama izin verip vermeyeceğimi sorduğum, onunsa kitabını gezen bir kitap yapacağım için sevinerek izin verdiği kitap. Nitekim yeni sahibini buldu bile :) 
Yazarı Robert Ludlum. Bu kitap sayesinde kendisini keşfetmiş bulunuyorum. 30'a yakın romanı varmış, maalesef ölmüş. Bu arada filmlerini pek sevdiğim Bourne serisinin de kendisinin romanlarından uyarlandığını bu vesileyle fark ettim. Tavsiye ederim...

3. romanım da yine sevdiğim bir yazar olan Ursula K. Le Guin'ne ait. Çoook uzun zamandır okumayı istediğim Mülksüzler'i aldım sonunda, işte dönüş yoluna ayırdığım kitap bu.

Salı, Kasım 13, 2012

Bir Bilim Adamının Romanı

Bugün sevgili dostum Turgay'dan azar işittim. Kendisiyle birbirimize kitap tavsiyelerinde çok bulunuruz. Kim bir yazarı, bir romanı sevdiyse hemen kapıp ötekine getirir. Alper Canıgüz'ü onun sayesinde keşfettiğimi hatırlıyorum. O da İlhami Algör'ü benim sayemde, sanıyorum. Peki niye mi azar işittim? Okuyup da ona tavsiye etmediğim bir kitap için: Oğuz Atay - Bir Bilim Adamının Romanı. Hesapladım onu tanımadan evvel okumuşum, 10 yıl önce falan, sanırım sebep budur önermemiş olmamdaki. Suçumu biraz olsun affettirmek namına buradan duyuruyorum :) Okuyunuz efendim, sıkıcı ismi siz korkutmasın :) Tahmininizden keyifli bulacağınız bir kitap...


Cuma, Ekim 19, 2012

Kitap-Kütüp

Bugün kendimi kütüphanede kaybettim. Ben kütüphaneyi, kitabı filan pek seviyorum ya. Yiyecek içecek ver, bana mısın demem günlerce kalabilirim. Doktora danışmanım benim kütüphaneden kitap aldığımı görünce, sanırım tek sen kaldın kütüphaneye giden diye dalga geçmişti zamanında. Bir de ben öyle bilgisayardan tarama yapmayı sevmiyorum, hani hususi Ali-Veli'nin kitabını arıyorsam eyvallah da, gezmeye gittiysem (ki giderim) kendi reyonlarımı buluverip, onların arasında dolanırım. Eğil kalk, tek tek isimlerini okuyorum, renkleri, tasarımları filan, ooo işte kendimi kaybettim diyorum ya boşa değil. Fotodaki kitaplar bugün seçip göz attıklarım, bunlardan 6'sını devam etmek üzere ayırttırdım...

Pazartesi, Eylül 10, 2012

Millenium Serisi

Epey oldu biteli ama hiç not düşülmemiş bu seriyle ilgili bloga. Ayıptır, günahtır, emeğe saygısızlıktır diye düşündüm, geç de olsa yazıyorum. Okuyun efenim, gizem, macera, vurdu kırdı ve tabiiki sürükleyicilik arıyorsanız okuyun...

Cuma, Şubat 03, 2012

Kitap & Film

Okuduğum birkaç kitap:  
Oynamak İster misin? 
Asi Melekler
Empati

Aklımda kalan birkaç film:
Tell No One
Agora
Secondhand Lions 




Salı, Ağustos 02, 2011

Vildan'cigimin hediye ettigi "Istabul'da Ask Babil'de Ölüm" romaninda basrolde bir kitap vardi, öyküyü kitabin ağzından okumuştum. Bugünlerdeyse şeker kız Pınar'ın ödünç verdiği Filin Yolculugu isimli, filin basrolde oldugu bir kitabi okumaktayim. Jose Saramago'nun yazim dili başlarda pek keyif vermese de sanirim alistim, oykuyu sevdim... Tesekkurler yazarlar ve kizlar :)

Cumartesi, Ocak 08, 2011

Agatha Teyzemin bu ara okuduğum kitaplarını not düşeyim;
  • Birisi Ölecek
  • Sonuncu Kurban
  • Ölüden Mektup var
  • Ve Ayna Kırıldı
  • Zarif Bir Cinayet Gecesi
  • Beş Küçük Domuz

Perşembe, Eylül 16, 2010

En iyisi son zamanlarda okuduğum kitaplardan bahsedeyim.

Alacakaranlık Serisi / Stephenie Meyer:

1 haftalık Alanya tatilimde 4 kitaptan oluşan Alacakaranlık serisini okudum, işin tuhafı ilk 3 kitabın filmini halihazırda izlemiş olmamdı. Ancak kitaplardan inanılmaz keyif aldım. Bir çoğunuzun konusunu bildiğine eminim ama yine de bir cümleyle özetleyeyim. Bir vampir (Edward), bir kurt adam (Jacob) ve bir kadın(Bella) arasındaki aşk üçgeni, bu arada vampirler ve kurt adamlar birbirinin ebedi düşmanı. Kitap tam tatillik, sanırım hanımlar ve en çok da bu hanımların 13-30 yaş arası olanları sevecektir bu seriyi. Aşk, romantizm, kıskançlık, kan, dövüş, hareket vs. herşey var içinde. Ha tabii bir de ikisi de birbirinden çekici, durmadan sevgilinizin/eşinizin yerinde hayal edeceğiniz iki erkek karakter. Hani dünyada Edward diye bir tip olabileceğini bilsem, dakika düşünmeden boşanacaktım kocamdan :P

Ateş Canına Yapışsın / Sezgin Kaymaz

Sezgin Kaymaz sevdiğim Türk yazarlardan biridir, Kaptanın Teknesi, Uzun Harmanlarda Bir Davetsiz Misafir, Geber Anne oldukça güzel kitaplardır. Ancak çıktığını görür görmez, konusuna bile bakmadan sipariş ettiğim bu kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. Bu arada bloguma şöyle bir göz attım da bundan önceki kitabı olan Medet için de aynı duyguları dile getirmişim. (http://kendicapimda.blogspot.com/2008/06/medet-diye-bir-kitap-okudum.html) Üzüldüm :(

Sil Baştan / Ken Grimwood

Sil Baştan'ı kitap dergilerinden birinde gördüm, hayatını tekrar, tekrar, tekrar ve tekrar yaşamak zorunda kalan bir adamı anlattığını söylüyordu. Konusu hoşuma gitti ve aldım. İçinde biraz "Kelebek Etkisi" filmi, biraz "Zaman Yolcusunun Karısı" kitabı tadı var. Gerçi kitap ilk kez 1988 yılında yayınlanmış, yani onlardan esinlenmiş demek istemiyorum, sadece aynı tat var diyorum :) Kitabı sevdim, okunabilir... 


Pazar, Ağustos 15, 2010

KİTAP: Cam Irmağı Taş Gemi / Nazan Bekiroğlu
Vildan'ın tavsiyesiyle yeni bir kitap okudum, hatta kitap da kendisinin zaten. Kitabın konusu kısaca Mısır'da 3 kuşak boyunca var olan hükümdarlar ve onların mezarlarını yapan taş ustasının / yontucunun hikayesi olarak özetlenebilir. Kitapta neredeyse hiç aksiyon yok, ama bol bol tamlama, uzun uzun cümleler, dolu dolu betimlemeler var. Kitaptan altı çizilesi cümlelerden bazıları:

"Birşeye hayat vermeye kalkışan, onun içinde yaşamayı göze almalı."
"Hünerin iltifata tabi olduğunu bilecek denli insan ruhuna tanıdık olan hükümdar, yontucuya bir sınır çekmemişti."
"Ama, diyordu cam ustası hemen arkasından, cam, sert ve kırılgan da olmalıydı, biri olmazsa camın camlığı eksik kalırdı. Kırılıyordu, demek kalbi vardı ama bir kez kırılınca bir daha toplanmıyordu. Toplansa bile eskisi gibi olmuyordu ve kalp bu yüzden en fazla da cama benziyordu. Denk geliyordu, şeffaflığın, camın en önemli özelliği olduğu çıkıyordu ortaya. O kadar şeffaftı ki cam, içi ile dışı birdi, karanlığı, gizlisi saklısı yoktu, samimiyetin ta kendisiydi. Ama onu var eden saydamlığıu, hacmini boşlukta görünmez kılıyor, yokluğuna da neden oluyordu aynı zamanda."
"Yaşanan, yaşanmamışlığının tanığını yekdiğerinde bulunca baş başa vermiş iki suretten biri diğerine aşkın kelimesini sordu; diğeri gülümsedi ve ona aşkın, bu dünyadan olmayan bir zamanda, bütün ruhların toplandığı mekanda, ruhun, sözleştiği ve seviştiği tanışını bu dünyada hatırlaması olduğunu anlattı. Ama, dedi biri, hesapta ruhun, tanışını bu dünyada hiç bulamaması, ona rastlayamaması var. Diğeri, buldum zannedip de yanılmak var diye ekledi. Bulup da tanıyamamak var, dedi biri. Ve ki bulup da onun tarafından hatırlanmamak var, diye tamamladı diğeri."
"Değil mi ki kimi taş gemi oldum cam ırmakların üzerinden yüzmeye kalkıştım; kimi cam ırmak oldum taş gemilerin bağrımda yüzmesine alıştım. Ama her halde de sadece cam ırmağın değil taş geminin de kırıldığına tanığım. Netice: Cam ırmağında taş gemi yüzdürmeyi bir türlü başaramadım."

Cumartesi, Temmuz 31, 2010

İzlenesi filmi söyledik, sıra geldi okunası kitaplara... Okunası'lardan önce okunanları sıralayalım.
Outliers (Çizginin Dışındakiler) / Malcolm Gladwell
Kayıp Sembol / Dan Brown
Açlık Oyunları / Suzanne Collins
Ateşi Yakalamak /  Suzanne Collins
Velev ki Ciddiyim / Gülse Birsel
Dersimiz Cinayet / Agatha Christie
Ölüm Sessiz Geldi / Agatha Christie
Kapı Tekrar Vuruldu / Agatha Christie
Yılan İçini Döktü / Agatha Christie
Fotoğraftaki Lekeler / Agatha Christie
Uyuyan Ölüm / Agatha Christie
Sevimli Örümcek / Agatha Christie
Ölüm Oyunu / Agatha Christie

Christie'ler malum, ince, hızlı, zevkliler yorumlanmasına gerek yok :) İlk defa Gülse Birsel'in bir kitabını okudum, o da illa ki çıtır çerez bir kitap, bunaltıcı yaz günlerinden 2-3'ünü fazla düşünmeden, heyecanlanmadan, belki arada bir  tebessüm ederek geçirmenizi sağlar. Ancak Birsel'in daha iyi yazma potansiyeli vardır gibime geliyor; bilmem belki de yoktur. Dan Brown okuyucuyu kitaba kilitleme işini çözdü, yine akıcı bir kitap, ancak bir Türk olarak arada alındım, hatta kızdım, öyle ki bundan sonraki kitaplarına para vermesem diye bile düşündüm. Outliers bir roman değil, araştırmalarla dolu bir kitap, ancak baymadan okuyabilirsiniz, değişik tespitler var, farklı bir bakış açısı kazanmanızı sağlayabilir. Ancak kitabın sonuna doğru biraz zorlama hissetmedim değil. Açlık Oyunları serisini sona bıraktım, çünkü bu kitapların içinden en "okunası" olarak seçtiğim o. Bilmem eleştirmenler nasıl yorumladı ama bana fantastikten öte kara ütopya gibi geldi. Serinin 3. kitabını heyecanla bekliyorum...

Salı, Mart 09, 2010

  1. 10 Küçük Zenci
  2. Doğu Ekspresinde Cinayet
  3. Filler de Hatırlar
  4. Ölüm diken üstünde
  5. Ölümün tam zamanı
  6. Fare kapanı
  7. Koltuktaki ölü
Yukarıdaki "okuduğum Agatha Christie'ler" listesine, aşağıdaki 3 kitap eklendi. Bunları not alıyorum çünkü hepsini bitirmeme daha çok var ve bir süre sonra hangisini okuduğumu hatırlayamayacağımdan eminim...
  1. Cesetler Merdiveni
  2. Dört Neşeli Arkadaş
  3. Noel'de Cinayet
Ayrıca Paul Auster'in "Görünmeyen" romanını da okudum. Auster'i sevdiğimi düşünüyorum, kitaplarını akıcı buluyorum, ama bu roman hakkında ne düşüneceğimi kestiremiyorum pek. Auster'in en güzel romanı falan diyenler olmuş, ama bana kalırsa "Son Şeyler Ülkesinde"den kesinlikle daha etkileyici falan değil...

Pazartesi, Şubat 01, 2010


Geçen haftanın başını hastalanmamak için direnerek, Perşembe'sinden itibarenini ise yatak döşek geçirdim. Evde geçirdiğim 4 günde bir şeyler çalışma isteğiyle (mecburiyet, baskı, vs. kelimeleri daha uygun olabilir) yanıp tutuşmuş olsam da, kafam yastığa yapışma eğilimindeydi, o yüzden ya yatakta ya da tv karşısındaki  koltukta zamanımı geçirdim. Geçen günlerin ardından haliyle çoğu göze hitap eden yazılar biriktirdim aklımda:

Dizi: Fringe
Kocacımla dizi keyfinin üstüne yok. Flash Forward'ın tadı damağımızda kalınca kendimize yeni bir evlat edindik ve başladık aralıksız izlemeye. Enteresan bir dizi, anlaşılamayan olayları çözme amacıyla sınır bilimle (yok ışınlanma, efenime söyliyim genleri karıştırma, paralel evrenler vs.) uğraşan bir FBI birimi var, bir ajan, kafayı sıyırmış bir prof. ve onun çok şey bilen oğlu başrolde. Önce fazla sarmamıştı ama sonra sevdik ve tükenene kadar izledik. İlla ki açıklar oluyor, ya bu ajan kızımız niye FBI'da kimse yokmuş gibi her yere kendi kendine dalıyor falan gibi, adamı delirtebiliyor. ama bilim kurgu sevenler sevecektir zannımca.

Film: Gökteki Kale
Miyazaki'nin Spirited Away (Ruhların Kaçışı) isimli filmini izlemiştim zamanın birinde, bu nasıl bir hayal gücüdür dedirtip, hayran olmamı sağlamıştı. Hasta çorbası tasta modumda yatarken koltukta, TRT Çocuk'ta (akşam izleyebildiğim tek kanal olan CNBC-e, gündüz yok oluyor, bana da bir tek nickelodeon'la trt çocuk kalıyor) bir çizgi filmin başladığını gördüm, yarı baygın halde başladım izlemeye, ardından bir sardı ve tabii belli bir noktada bunun 20 dakikalık bir çizgi dizi olmadığını, koca bir anime film olduğunu, üstelik de benim Miyazaki'ye ait olduğunu çaktım. Tavsiye ederim. Kendime de diğer filmlerini tavsiye ederim, mutlaka en kısa zamanda izlemeliyim.

Film: Shoot Em up
Clive Owen ile Monica Bellucci oynuyor diyorum. Vurdulu kırdılı bir izlenim veriyor, tamam aşırı bir beklentiye girmezsiniz ama izlememezlik de etmezsiniz sanki. Biz de kandık. Çok anlamsız, Cüneyt Arkın'ın iki düzine adamı haşat ettiği ir filmi izlesek, daha iyiydi. İzlemeyiniz efendim.


Kitap: İnci Gibi Dişler
Of 550 sayfaymış kitap, bitmedi gitti. Kötü diyemem, hatta güzel bile diyebilirim. Dur dur doğru kelimeyi biliyorum, uzun! Gereksiz uzun, Çok daha kalın kitaplar okudum, 5 ciltlik kaç kitap bitirdim, ama bu uzun. gereksiz detaylar var. Sanki sayfa üzerinden alıyormuş yazar parayı :) Bizim alamancı gençlerin hikayesinin İngiltere'deki Jamaika'lı, Pakistan'lı versiyonu. Henüz 350. sayfadayım, bitince son kanaatimi yazarım.

Film: Yes Man
Jim Carrey adamım. Romantik komedinin güzel bir örneği, seviyorum böyle filmleri...

Pazartesi, Ocak 25, 2010

Hani bir haber çıkmıştı gazetelerde zamanın birinde, kitapları okuyor, sonra başkaları da okusun diye alabilecekleri bir yere bırakıyorlardı. Kim ne zaman nerede başlattı bilmiyorum, (yandaki logodan da görüleceği gibi sağlam bir site buldum, belki de onlardır başlatan) ama bu akıma ben de bir kaç kitabı ortalığa salarak katıldım geçen sene. Her neyse diyeceğim o ki bugün yemek masasında bir ilan gördüm, Prof'lardan biri sağolsun, bunu üniversite çapında başlatmış, sanırım oraya bir dolu kitap bağışlayacağım. Beğendiğim bir şey olursa sanırım alıp okuya da bileceğim...

Perşembe, Ocak 21, 2010

Sanırım kitapları bu kadar sevmemi, benim kaç aylık olduğuma bakmaksızın bana kitap okuyan, her gün kitapçıya götürüp kitap alan annem sağladı... Kütüphanede hele hele o kitapçılarda saatlerimi harcayabilirim. Bir kedi gibi raflar arasında dolanır, kitaplara sürünürüm, o arada da keyfimden mırıl mırıl mırıldarım...

Dün iki yeni kitap daha aldım: Muz sesleri, Ece Temelkuran; Görünmeyen, Paul Auster
 
Bu arada hangi kitapları alacağıma karar verebilmek için Facebook'taki arkadaşlardan da yardım aldım. Bir çok öneri geldi, hem o öneriler hem de benim kafamdakileri bir araya topladım, bu vesileyle bundan sonra okuyacağım kitaplara da karar vermiş oldum:
  • İnci Gibi Dişler, Zadie Smith
  • Kayıp Sembol, Dan Brown
  • Muz sesleri, Ece Temelkuran
  • Görünmeyen, Paul Auster
  • Ejderha Dövmeli Kız, Stieg Larsson
  • Açlık Oyunları, Suzanne Collins
  • Tutunamayanlar, Oğuz Atay
  • Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar
  • Momo, Micheal Ende
  • Körlük, Jose Saramago
  • Hayvanlar Çiftliği, George Orwell
  • Kayıp Gül, Serdar Özkan

Pazar, Ocak 17, 2010

Çoook çok işim var, günlerden Pazar, saat  18:30 ve ben hafta sonunda bir lokma olsun, o çook işlerimden yapmadım. Hafta içi yazıp hazırladığım yapılacaklar listesini, gözüm görmesin diye bölümde bırakmışım anlaşılan, e göz görmeyince gönül katlanırmış lafını söyleyen atamıza olan saygımdan ötürü de yapmadım bir şey gerçekten.

Gerçi listemde olmayan bir çok şey var yaptım, babannemle görüşmek, yeğeni ziyaret etmek, teyzeleri görmeye gitmek, kayınvalideler, annemler, biri Amerika'dan gelme Seda olmak üzere kankileri görmeler. Haa sonra şu geçenlerde aldığım swatch bozulmuştu, onu değiştirdim. Bir de gezerken bol bol kitap aldım. Biri Vildan'a, biri yeğenime (yeni doğmuşun abisi), 3'ü de bana. Ufaklığa bir kitap alıp çıkacaktım, Vildan'ın aradığı kitabı görünce, esas satıcı gençle görüşmeye gittim, hem indirim yapıp hem de bana kitap tavsiye etmeye başlayınca kendimi kaybettim. Tavsiyeye hiç dayanamam. Yemek olsun, film olsun, kitap olsun. Çok değer veririm. Ben bugüne bugün üzerinde "nefis" yazdığı için ne idiği belirsiz bir markanın yoğurdunu alabilen annenin kızıyım. Kitapçı kitap tavsiye edecek de ben almayacağım. Yeni kitaplarımla ilgili detaylı bilgileri yakında veririm. Ama en azından kitapçının tavsiyesi olan hangi kitaptı diye merak edenler için  "Açlık Oyunları" diyebilirim.

Salı, Aralık 15, 2009

Agatha Teyzenin 4 romanını daha okudum, günlüğüme not düşeyim ki, sonra hangisini okumam gerektiğini karıştırmayayım.
1) Ölüm diken üstünde
2) Ölümün tam zamanı
3) Fare kapanı
4) Koltuktaki ölü

Yazarın okuduğum kitap sayısı arttıkça, neleri sevip sevmediğimi daha iyi anlıyorum; mesela hikayelerden oluşmayacak, bölük pörçük oluyor (Ör: "Ölümün tam zamanı" ve "Fare kapanı"nı bu sebeple sevmedim), zaten hikaye işine oldum olası alışamadım. Bir de başrolde meşhur dedektif Hercul Poirot olacak. Gerçi "10 Küçük Zenci" gibi, Poirot'suz da harikalar yaratabiliyor...

Çarşamba, Aralık 12, 2007

Şizofren Aşka Mektup

"Şizofren Aşka Mektup" diye bir kitap okuyorum bugünlerde, Cezmi Ersöz'ün. Sanırım bir ara listelere girmişti, ben biraz geriden takip ediyorum da gündemi. Evdeki kütüphanede yeni bir kitap arıyordum kendime, bunu gördüm, okumaya karar verdim. Arka kapaktan alıntı yaparım genelde ama içinden, bana daha çok hitap eden birkaç cümle yazmayı daha uygun buldum bu sefer:

KADINDAN: çünkü seni sevmek direnmekti sevgili... güçsüz olanı acımasızca yok eden bu kentin hoyratlığına ve senin için, artık inanmaktan vazgeçtiğin, yaşadığın hayal kırıklıklarıyla çok uzun zamandır kaybettiğin o aşk duygusunun gerçekliğinin canlı ispatı olmaya direnmekti. Kalbine inançla aşk tohumları ekmekti seni sevmek.


ERKEKTEN: ...kesik kesik ağlıyordum... önce ona, sonra gecikmiş bütün pişmanlıklarıma ve bu hayatta içimdeki sevgiyi bile koruyamayan o zavallı doğrularıma...

Pazartesi, Ekim 02, 2006

kitap: yaralı melekler

"Yaralı Melekler" diye bir kitap okudum, Barbara Gowdy'e ait. hosuma gitti, etkilendim... hatta oyle ki, okurken uyuyakaldigim ve sabah uyanir uyanmaz devam ettigim oldu. dun gece de sonlandirmak icin 2 saat durmadan okudum, gozlerimi kapattigimda 3'u geciyordu. cok tuhaf seyler hissettim okurken. bazen güldüm, düsündüm, kızdim, agladim... aslinda oyle etkileyici bi konusu yoktu ama karakterler oyle iyi cizilmistiki, hani sokakta gorsem tanirim ya da nerede ne tepki vereceklerini bilirim...

arka kapaga bir göz atalim:
Yaralı melekler, dengesiz, öfkeli bir baba ve dünyaya küsmüş bir annenin yanında büyüyen 3 kız kardeşin şaşırtıcı, ürkütücü öyküsü. şişman ve iyi yürekli Norma, zayıf ve öfkeli Lou, erkeklerle kolay ilişkilere giren Sandy; sırlarla çevrili bir aile ortamında, babalarının kabaran öfkesi ve bütün gününü televizyon başında, viski içerek geçiren annelerinin ilgisizliği arasında, kendi kendilerini ve birbirlerini koruyan, kollayan, büyüten, birbirlerine müthiş bağlı3 genç kız. Tek amaçları hayatta kalmak. Annelerini hayata küstüren babalarının yaşamını saptıran sırrı öğrendiklerinde ne yazık ki trajik son çok yaklaşmıştır.

iste o annenin ilgisizligine, kizlarini oylece kimsesiz birakmasina deliriyor, babanin dengesizligine, kizlarina kaldirdigi ellerine lanet ediyor, Sandy'nin yaptiklarini ayipliyor, bir yandan kiziyor ama safligina verip aciyor, Lou'nun her an bir delilik yapmasindan korkuyor, Norma'yi sarip sarmalamak, "ben seni seviyorum" demek istiyorsunuz okurken. iste oyle bişi...

yeni bi kitapta bulusmak dilegimle...