Yine bir 4 gün yaptık Bodrum'da. Bol açma börekli aile tatili. Bu arada arkadaşlar da yok değildi. Melih'i tanıyordum ama hiç bu kadar uzun vakit geçirmemiştim o ve eşiyle. Sen aynı şehirde yaşa, sonra git tatilde görüş iyi mi. Pek keyifli insanlar. Yaz kızım, bu aileyle görüşüle!
Aile saadetli yaz tatili dedin mi aklıma geldi. Yazın 2. Xanadu ziyaretini atlamışız, onu da yazalım. Çok güzeldi, kadro tamdı, kocacığım da 10 gün boyunca katıldı. Xanadu favori otelim oldu. Can, Gezen ve Kuthan da son günlerine katılarak tatilimize renk kattı. Hele bir de suya girebilen kamera getirdiler ki havuzda numaraların, su kaydıraklarının bini bir para oldu :)
havadan sudan, içten, hayattan, ondan, bundan,
şundan,
bunaldıkça, güldükçe, paylaşmak icin...
Bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bodrum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşamba, Eylül 19, 2012
Perşembe, Eylül 22, 2011
Neydi o filmin sözü? ‘Geçen yaz neler yaptığını biliyorum.’ du sanırım. Ona atıfla başlayalım: Neyseki bu yaz neler yaptığımı biliyorum. Unutup gitmeden gezip gördüğüm yerleri anlatayım.
Temmuz’daki blog gönderimde belirttiğim üzere bir proje vardı elimizde ve ben henüz doktora tezimi vermeden projenin içinde bulmuştum kendimi. Nefes bile alamadan, oldukça yoğun bir tempoyla projede çalışmaya başladım, hala da devam ediyorum. Gerçi ben proje ekibimizi, ufacık lab’a tıkışıp sırt sırta çalışmayı ve gece mesailerini sevdiğimden olsa gerek çok da şikayetçi değilim bu zorlu süreçten.
Her neyse, projenin ilk kısmını tamamladıktan sonra, sonunda bir tatili fazlasıyla hak ettiğimi düşünerek Antalya’ya gittim ki bu tamamen ayrı bir blog yazısını gerektiriyor. Çünküüü otelle ilgili şikayetim vaar…
Gelelim yaz boyu başka neler yaptığıma, Antalya’nın ardından biraz şehrime dönüp, sonrasında Bodrum’a gittim. Artık yaşlandığımın kesin kanıtı olacak şekilde Bodrum gecelerine uğramadan geri geldim. En fazla gittiğim yer Türkbükü oldu.
Yine proje sonra yine gezme, üstelik bu sefer Amerika’ya. Alabama ve Florida’da geçen yaklaşık 20 gün. Üstelik Florida’da iki ayrı durak, biri Orlando’daki parklar, diğeri ise Panama City’deki bembeyaz kumsallar. Orlando’da Walt Disney (Magic Kingdom, Epcot, Hollywood Studios), Sea World, Universal Studios ve roller coasterların bolca bulunduğu Island of Adventure’a gittik. Outletleri ve diğer mağazaları saymak istemiyorum, çünkü benim 5 yılda alışverişe ayırdığım toplam süreyi 20 günde kullandık. Ayrıca kocacığımı roller coaster manyağı yaptık, Vil ve Oktay’la görüştük, kuzenin çocuğuyla oynaya oynaya çocuğu delirttik, okyanustaki balıklar tarafından tartaklandık vs.
Haa unutmadan Hurricane Irene’le başlayan yolcuğumuz onunla devam etti, sağ olsun kasırga Amerika’da bizi takip etti. New York’tayken New York’ta, Florida sahillerindeyken de sahilde gezdi. Yarın bir gün soran olursa kasırga görmedik demeyiz. Buluttan gökyüzünün görünmediği koyu lacivert bir gökyüzü, kocaman dalgalar, rüzgardan yere yatan ağaçlar, devrilen çöp bidonları, koltuklar ve çatıdan kopan parçalar, tabii bir de 10 saniye içinde insanı havuza dalıp çıkmış hale sokan yağmur. Bu kadar bu betimlemeyle artık siz de gördünüz sayılır :P
Temmuz’daki blog gönderimde belirttiğim üzere bir proje vardı elimizde ve ben henüz doktora tezimi vermeden projenin içinde bulmuştum kendimi. Nefes bile alamadan, oldukça yoğun bir tempoyla projede çalışmaya başladım, hala da devam ediyorum. Gerçi ben proje ekibimizi, ufacık lab’a tıkışıp sırt sırta çalışmayı ve gece mesailerini sevdiğimden olsa gerek çok da şikayetçi değilim bu zorlu süreçten.
Her neyse, projenin ilk kısmını tamamladıktan sonra, sonunda bir tatili fazlasıyla hak ettiğimi düşünerek Antalya’ya gittim ki bu tamamen ayrı bir blog yazısını gerektiriyor. Çünküüü otelle ilgili şikayetim vaar…
Gelelim yaz boyu başka neler yaptığıma, Antalya’nın ardından biraz şehrime dönüp, sonrasında Bodrum’a gittim. Artık yaşlandığımın kesin kanıtı olacak şekilde Bodrum gecelerine uğramadan geri geldim. En fazla gittiğim yer Türkbükü oldu.
Yine proje sonra yine gezme, üstelik bu sefer Amerika’ya. Alabama ve Florida’da geçen yaklaşık 20 gün. Üstelik Florida’da iki ayrı durak, biri Orlando’daki parklar, diğeri ise Panama City’deki bembeyaz kumsallar. Orlando’da Walt Disney (Magic Kingdom, Epcot, Hollywood Studios), Sea World, Universal Studios ve roller coasterların bolca bulunduğu Island of Adventure’a gittik. Outletleri ve diğer mağazaları saymak istemiyorum, çünkü benim 5 yılda alışverişe ayırdığım toplam süreyi 20 günde kullandık. Ayrıca kocacığımı roller coaster manyağı yaptık, Vil ve Oktay’la görüştük, kuzenin çocuğuyla oynaya oynaya çocuğu delirttik, okyanustaki balıklar tarafından tartaklandık vs.
Haa unutmadan Hurricane Irene’le başlayan yolcuğumuz onunla devam etti, sağ olsun kasırga Amerika’da bizi takip etti. New York’tayken New York’ta, Florida sahillerindeyken de sahilde gezdi. Yarın bir gün soran olursa kasırga görmedik demeyiz. Buluttan gökyüzünün görünmediği koyu lacivert bir gökyüzü, kocaman dalgalar, rüzgardan yere yatan ağaçlar, devrilen çöp bidonları, koltuklar ve çatıdan kopan parçalar, tabii bir de 10 saniye içinde insanı havuza dalıp çıkmış hale sokan yağmur. Bu kadar bu betimlemeyle artık siz de gördünüz sayılır :P
Cuma, Eylül 17, 2010
Azcık da tatilden bahsedeyim bari. Antalya'da daha doğrusu Alanya İncekum'da Pegasos'ta kaldık, benimkilerle. İncekum Antalya'da en sevdiğim yerlerden biri, neden mi, kumu ince de ondan :P Akdeniz'i özellikle belli bölgelerini, Ege'den daha çok seviyorum, en azından deniz bakımından. Dalgalarla boğuş, denize yürüyerek gir, denizde dudakların morarmadan saatlerce kal, ayağın yere basabildiği için istediğin oyunları oyna, kaydırmacadır, amuda kalkmacadır... Tamam hele ki dalgaya binip kıyıya kadar gidersen (vücut-sörfü diyelim) için dışın kum oluyor, ama olsun, kayaya çarptım da ayağım mı yarıldı, yosunlar bacağıma mı dolandı, iskelenin merdiveni elimi mi kesmiş, ha tabii bir de yaz ortasında soğuktan dişlerinin takırdaması derdi yok. Akdeniz - Ege karşılaştırmasıyla uzattığımız bu bölümü arkada bırakıp, Bodrum'a atlıyorum. Ne de olsa Antalya ile ilgili ufak bir girdiyi önceden yapmıştım.
(http://kendicapimda.blogspot.com/2010/09/deniz-kum-gunes-temiz-hava-bol-gda.html)
(http://kendicapimda.blogspot.com/2010/09/deniz-kum-gunes-temiz-hava-bol-gda.html)
Bodrum'da da kayınvalide ve kayınpederin yanına yazlığa gittik. Bir başka cins herşey dahil sistem de oradaydı, sağ olsunlar gelinlerine pek düşkünler :) Ne yerim, ne severim, nerede gezmek istersim devamlı onun derdindeler. Aslında kankalarımız Öykü-Görkem de Bodrum'a geldi, ancak onlarla sadece tek bir gün çakıştı programımız. Biz de onu günü bir arada geçirdik, önce denizde titremece, sonra mangal sefası, maç keyfi (Dünya Basketbol Şampiyonası - hmm dur bakayım hangi maçtı, yarı finale kaldığımız maç olması lazım) ve gece 12'de Bodrum gecelerine kavuşma. Körfez'i özlemişim. "Sevgili" olmayı özlemişim, keşke daha çok zaman geçirebilseydik Körfez vb'de.
Kısaca aile saadetiyle dolu bir yaz oldu bu, kocacımın izin sıkıntısı nedeniyle romantik ya da arkadaşların olduğu bir program yapmaya fırsatımız olmadı. Önümüzdeki sene bunun acısını fazlasıyla çıkarırız umarım...
Pazartesi, Ağustos 21, 2006
Bodrum Bodrum
bir küçük pansiyon düşün deniz kenarında,
tahta masa ve sandalyeleri olsun, asmaların gölgesindeki bahçesinde,
kırmızı beyaz kareli kumaştan divanları, yastıklarla kaplı,
kahvaltını edeceğin ya da akşam üzerleri yayılıp kahve içeceğin...
deniz hemen önünde,
kumsalda minderler,
ağaçların gölgesi yetmiş, gerek kalmamış şemsiyelere...
ellerinde kitabın,
hafif bir meltem geziyor yanık teninde...
dost kahkaları duyuyorsun,
ikisi tavla oynuyor arkadaşlarının,
bir diğeri seni yüzmeye çağırıyor.
öteki elinde dondurmalar çabuk yiyin eriyecek diyor...
bir sevdiğim eksik diye düşünüyorsun...
özellikle hamakta uyuklayan aşıkları gördüğünde.
bir sevdiğim eksik...
akşam oluyor,
alınmış duşlar, yapılmış makyajlar,
herkes bodrum'a hazırlanıyor...
Tekila'cı da buluyorsun kendini,
mekanin adı gercekten "Tekila'cı",
ve tequilaya vuruyorsun kendini,
3-5-10 derken 15'i buluyor,
bir de birayla kafalar tam oluyor...
iyiden iyiye artmaya başlıyor gülüşmeler,
sesi yükseliyor masanın...
körfez'e geçiyorsun veya kule'ye,
biraz da orada devam ediyorsun...
sabaha karşı midye tava istiyor canın,
ama yine wafflecı da buluyorsun kendini,
kocaman bir waffle parçası, gözlerinin önünde, sığmaz dediğin bir ağza giriyor.
biri sana ikram etmeye çalışırken waffle'ı yanağına yapıştırıyor.
çikolata olmuş ağız burunlarla, girmiş kol kola, çizgiyi tutturamadan yürüyorsun dolmuşlara.
odanın kapısını açtığını bile hatırlamıyorsun.
hatta sabah kesin anahtarı zor buluyorsun...
sadece yatağın super geldigi var aklında,
zaten 2-3 saniye içinde de ilk rüyanı görüyorsun...
tahta masa ve sandalyeleri olsun, asmaların gölgesindeki bahçesinde,
kırmızı beyaz kareli kumaştan divanları, yastıklarla kaplı,
kahvaltını edeceğin ya da akşam üzerleri yayılıp kahve içeceğin...
deniz hemen önünde,
kumsalda minderler,
ağaçların gölgesi yetmiş, gerek kalmamış şemsiyelere...
ellerinde kitabın,
hafif bir meltem geziyor yanık teninde...
dost kahkaları duyuyorsun,
ikisi tavla oynuyor arkadaşlarının,
bir diğeri seni yüzmeye çağırıyor.
öteki elinde dondurmalar çabuk yiyin eriyecek diyor...
bir sevdiğim eksik diye düşünüyorsun...
özellikle hamakta uyuklayan aşıkları gördüğünde.
bir sevdiğim eksik...
akşam oluyor,
alınmış duşlar, yapılmış makyajlar,
herkes bodrum'a hazırlanıyor...
Tekila'cı da buluyorsun kendini,
mekanin adı gercekten "Tekila'cı",
ve tequilaya vuruyorsun kendini,
3-5-10 derken 15'i buluyor,
bir de birayla kafalar tam oluyor...
iyiden iyiye artmaya başlıyor gülüşmeler,
sesi yükseliyor masanın...
körfez'e geçiyorsun veya kule'ye,
biraz da orada devam ediyorsun...
sabaha karşı midye tava istiyor canın,
ama yine wafflecı da buluyorsun kendini,
kocaman bir waffle parçası, gözlerinin önünde, sığmaz dediğin bir ağza giriyor.
biri sana ikram etmeye çalışırken waffle'ı yanağına yapıştırıyor.
çikolata olmuş ağız burunlarla, girmiş kol kola, çizgiyi tutturamadan yürüyorsun dolmuşlara.
odanın kapısını açtığını bile hatırlamıyorsun.
hatta sabah kesin anahtarı zor buluyorsun...
sadece yatağın super geldigi var aklında,
zaten 2-3 saniye içinde de ilk rüyanı görüyorsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

