...havadan sudan, içten, hayattan, ondan, bundan,
şundan,
bunaldıkça, güldükçe, paylaşmak icin...
Salı, Mayıs 13, 2008
o kadar çok seversin ki, şüphe edersin gerçekliğinden... yalnız masallarda olur gibi gelir sevginizden. "3 elma düştü gökten" diye bitivermesin, birileri gelip, "geçti sıranız, inin sahneden" demesin diye dua edersin... bir ömrün yetmeyeceğini, bir kaç ömür geçse doymak bilmeyeceğini ilk defa onunla hissedersin...Cumartesi, Mayıs 10, 2008
Salı, Mayıs 06, 2008
Salı, Nisan 29, 2008
henüz bindiğimi sandığım gemide, sakin mi sakin otururken güvertede, bir ses duyuyorum, dikkat kesilince "kara göründü" dediklerini anlıyorum. daha çok yeni tırmanmadım mı gemiye, ne ara ayrıldık limanın güvenli göğsünden diye düşünüyorum. oysa arkamı dönüp baktığımda tek bir kara parçası bile göremediğimi, limanı terk edeli çok olduğunu fark ediyorum. belli ki hızla yol almışım bu ilişkide, endişem yerini heyecana bırakıyor ve yeni kara parçasını, aşkın geleceğimdeki yansımasını keşfe koyuluyorum...
Pazartesi, Nisan 21, 2008
Cuma, Nisan 18, 2008
Çarşamba, Nisan 16, 2008
ne de olsa, o olduğunda yanımda, mevsim fark etmez, yazın gelmesi gerekmez, günlerin hızına yetişilmez, dinginlik de bulur beni eninde sonunda... ve ben bana daha yakın olamam, ondan başka kimsenin yanında...
Salı, Nisan 15, 2008
göğsümü versem baharın tatlı rüzgarına, pembe dallı ağaçların altında... arada çam kokusu gelse burnuma, yüzüme güneş vursa ve sıkıntım çıkıp gitse sırtımdan...neden kaynaklandığını çözemediğim, nedenini bilemediğim sıkıntım... düğümüm çözülüverse, dilimi sivri, bakışlarımı sert, içimi kara yapan, yüreğimi daraltan ağırlık çıkıp gitse...
Foto: Jacqueline Roberts
Perşembe, Nisan 10, 2008
Pazartesi, Nisan 07, 2008
bu lafa denk geldim internette gezinirken bugün, çok hoşuma gitti, Bob Marley amcam etmiş, adamı da müziğini de severim, bunu okuyunca daha bi sevdim. şansa bakin ki bugün tam da bu içerikte bir konuşma geçmişti. bir yazım vardı "hayat ve mutluluk üzerine" (*) diye, aklıma o gelmişti...
(*) 31 Mayıs 2006
http://kendicapimda.blogspot.com/2006/10/eski-gnlkten-mayis-2006-may-31-hayat.html
Salı, Nisan 01, 2008
Çarşamba, Mart 26, 2008
Çevrenizde olup bitenlerle çok ilgilisiniz. İnsanlarla hangi konuda olursa olsun konuşmayı çok seviyorsunuz. Ve hareket nerede ise orada olmak istiyorsunuz. Hayatınızın düzen ve nizam içinde olmasını istiyorsunuz. Muhtemelen yapacaklarınızı hatırlamak için ajandanızı kullanıyorsunuz. Kararlarınızı çabuk veriyorsunuz. Diğer insanlarla ilgili de çabuk karar veriyorsunuz. Çevrenizdekiler tarafından kimi zaman dominant olarak nitelendiriliyorsunuz. Daha çok "büyük resim"e odaklanıp işlerin bu şekilde olmasının nedenlerini bulmayı seviyorsunuz. Detaylarla pek ilgilenmiyorsunuz. Denemekten kaçınmayan, işlerin farklı şekillerde nasıl olacağını hayal eden yaratıcı bir kişisiniz. Mantıklı düşünen ve problemleri çözmeyi seven birisiniz. Çevrenizdekileri ve olayları objektif kriterlere göre değerlendiren adil bir kişisiniz.
Salı, Mart 25, 2008
Cuma, Mart 21, 2008
Çarşamba, Mart 19, 2008
ölüm önce komik, sonra acı...
Pazar, Mart 16, 2008
Perşembe, Mart 13, 2008
Cumartesi, Mart 08, 2008
Çarşamba, Mart 05, 2008
Pazar, Şubat 24, 2008
Camlara yağmur vurunca,
Perdeleri kim açacak?
Yüreğin bensiz sıkılmaz mı?
Gittim yüreğin rahat mı?
Aşk sana kaldı.
Sevişip, öpüşürken
İçin acımaz mı?
Ürkerek sesleneceksin,
Cevap yok, söyleneceksin.
Yatağa gizleneceksin.
Mutsuzsun dahası var mı?"
insan ayrı hikayelerinde, bazen öznesi olur şarkının bazen söyleyeni, ne garip; sanki değişmiş gibi karakteri... yoksa büyük yazar yanlış yaptı; aşk tek kişilik bir şey mi?
Pazar, Şubat 17, 2008

Perşembe, Şubat 14, 2008
14 Şubat'ı yazısız geçmek ayıp olur sanki, Aybars'tan gelen şu çok anlamlı ve geniş kitlelere hitap eden yazıyı koyayım bari:) Olup da yok gibi olanın,
Yok da var gibi olanın,
Olmayıp çok isteyenin,
Oluyo da noluyo diyenin,
Olduğu için çok mutlu olanın,
Olmadığı için çok mutlu olanın,
Onsuz olamayanın,
Onunla hiç olamayanın,
Herşeye rağmen yüreğinde her daim aşka yer olanın…"
Çarşamba, Şubat 13, 2008
okul açıldı, aklım saçıldı, herşey karıştı...hepsi birbirinden ağır 3 doktora dersi
öğretmenlik uygulaması asistanlığı (öğrencilerin staj yapacağı 2 okuldan ben sorumluyum)
geçen seneki dersimin yardımcı asistanlığı
fakültenin her tür kız erkek takımıyla badmington'da hentbola ilgilenme görevi (antreman ayarlama, maçlara gitme vs)
...
Çarşamba, Şubat 06, 2008
pa rça la ra b ölü nmü ş kal b i m (II)Cuma, Şubat 01, 2008
Çarşamba, Ocak 30, 2008
iyi grup: cıngarPerşembe, Ocak 24, 2008
2 kitap aldım geçenlerde, biri "Melek Yapıcı". Melek Yapıcı'nın önce adına, sonra (resimden belli olmayan) kabarık, ışıltılı kapağına vuruldum. Sonra arkasını okudum, neden olmasın dedim. 200. sayfadayım, hızlı hızlı gitti, ama nasıl toparlayacağı önemli, umarım başarır yazarımız.
"Al bu elmayı Nezahat" diyebilirdim, "sende bu ad oldukça istersen sıfır numara kel, istersen at kuyruklu olurum. İnce bıyıklı tek dişi altın olurum. Meftun olurum, meczup olurum. Uzaklara bakarım, çıtımı çıkarmam. Nasıl söyleyeceğimi bilmem susarım. Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe saat kulesiyle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. Duvarlara yazılar yazarım gizli gizli: 'Albayım beni Nezahat ile evlendir.' Sülüs yazarım, kufi yazarım, latin yazarım. Gotik yazamam. Yağ satarım, bal satarım, ustamı öldürür ben satarım. Yemeden içmeden kesilir, alık olurum. Adımı sorsan duymaz olurum. Kötü olurum, iyi olmam Nezahat. Ya bu adı değiştir ya da al bu elmayı. Bende sevdiklerince terk edilme endişesi, kafayı yemeye meyyal haller var. Al bu elmayı Nezahat. Yüzünde göz izi var."
Salı, Ocak 22, 2008
p ar çal ara b ölü n müş k al b im;
baş köşede,
sevip yanıldığım.
sol üstte,
sevmesem yanılır mıyım,
diye bocaladığım.
arada derede,
sevdiğimi sandığım.
gerilerde bir yerde,
sevip uzak kaldığım,
sevmeye fırsat bulamadığım,
belki de anlamsız olan,
imkansız aşkım.
dopdolu kalbim,
bomboş içim.
kalabalıkta yalnızım...
Pazartesi, Ocak 21, 2008
Tenisçi dirseği de ne ola ki diye sorarsanız; önkolu dirseğe bağlayan kasların tendonlarında tekrarlayan küçük yırtıkların sonucu olduğu düşünülen dirsek ağrılarına yol açan rahatsızlıktır. Belirtileri:
- Dirseğin kıvrım yerinin altında ve önkolun üst tarafının dış tarafında tekrarlayan ağrı.
- Bazı vakalarda önkolda bileğe doğru yayılan ağrı.
şeklinde kopyalayıp yapıştırmak suretiyle açıklayabilirim.
ilkokuldan beri tenis oynayıp da tenisçi dirseği olmayan ben, final haftasında ödev yetiştirme telaşı ve sabahlamalar arasında, aptal bilgisayar yüzünden bu hale geldim. dirseğimde acaip bir ağrı mevcut, neyse ki azaldı son günlerde. ilaç milaç bişi istemiyorum, lütfen kendi kendine iyileş güzel dirseğim...
bu arada "dirsek çürütmek" deyiminin günümüzdeki yansımasının bu olduğuna karar verdim. Türk Dil Kurumu'na gideceğim ve deyimler sözlüğünde, dirsek çürütmenin karşılığına, "bilgisayar başında yoğun çalışmak" şeklinde değiştirmeyi önereceğim...
uçtu uçtu dost uçtu... bölümdeki oda arkadaşım meryem, amerika'ya gitti, orada okuyacak bi süre. oda boş kaldı, onun tarafında yaşam belirtisi yok, ama ben hala kabullenemedim sanırım durumu. tatile gitti de yine dönecek haftaya gibi geliyor hala. gözlerim onu arıyor, başımı çevirdiğimde göreceğim hissi, -ya öff şu nasıl olacak- diye işin içinden çıkamadığımda, hep uzattığı yardım elinin beklentisi, azıcık keyifsiz girdiğimde kapıdan, onun bunu anlayıp, -neyin var- diyeceği eminliği gitmiyor...
Perşembe, Ocak 17, 2008
şu soğukta, hala yaşamakta olan bir uğurböceği buldum masamda. bana uğur getirmek için, canla başla mücadele etmiş belli ki soğukla. kırmızısı bile solmuş, yavru bi de. ben de kıyamadım haliyle, aldım elime masa lambamın yakınına götürdüm, biraz ısınıp kendine gelsin diye. uğurböceği ne yer ki? biskrem verdim acı çikolatalı, bir parça da salatalık koydum önüne. çok uzun yaşayacak gibi görünmese de, ben elimden geleni yaptım sanırım... teşekkür ederim böcük, getirdiğin uğurlar için:)
Çarşamba, Ocak 16, 2008

Pazartesi, Ocak 14, 2008
son 20 yıldır öğrenciyim ben... kesintisiz 20 yıldır sınavım, ödevim var, normal mi ya bu??!* tamam şu an bulunduğum iş ortamında normal olabilir, ama nereye kadar... final haftasındayim belli oluyo mu? yarina yetismesi gereken bi final ödevim var. sanirim sabahlasam bile basaramiycam, beklenen ödevi vermeyi...
Perşembe, Ocak 10, 2008
Salı, Ocak 08, 2008

Perşembe, Ocak 03, 2008
Salı, Ocak 01, 2008
2008 geldi yahu, ne çabuk geçiyor yıllar... yeni yıla yönelik hedeflerimi, bu yıl gerçekleşmesini istediklerimi falan yazsam anlamlı olacak biliyorum, ama içimden öyle bi yazı geçmiyor. bu yeni yılla ilgili olarak beni en çok heyecanlandıran şey, sevdiklerimin yeni yılını özel bir şekilde kutlamak için yaptığım animasyon dersem yalan olmaz. eger bu yaziyi 5 gün içinde okursanız http://download.yousendit.com/C7E0DE677652EBD4 linkinden animasyonumu izleyebilirsiniz...
Cumartesi, Aralık 29, 2007
niye azaldı yazılarım son günlerde ben de bilmiyorum, aslında başucundaki defterime karalanmış yazılar var, niyeyse sonlarını bir türlü bağlayıp da buraya aktaramıyorum. karışık hallerdeyim sanırım. her son bir başlangıç ve her başlangıç da bir son demek ya, işte ondan bocalıyorum. seviniyorum bir yandan başlangıcıma ve üzülüyorum her son gibi bu sona da...
Perşembe, Aralık 27, 2007
Pazartesi, Aralık 24, 2007
öksürmekten ciğerlerim iç organımdan sayılmaktan çıktı, boğazım tahriş olmanın ötesine geçti, "daha rahat öksürebilmek" için kendi kendinin yarısını yok etti. karnım da halihazırda bulunan 4 baklava, 6 ya çıkarak, büyük ikramiyeyi tutturdu...hastalığı hiç mi hiç sevmiyorum. kendisi de beni sevmiyo zaten, çünkü onu tanımamazlıktan geliyorum. "hastasın ulen" diyo sanki bana, yoo diyorum ben, nerden çıkarıyosun... gerçi bu kadar inat etmeyip, ilaç içsem votka yerine, 8 saat uyusam en azından, 4 yerine. daha iyi olacak gibi...
Cuma, Aralık 21, 2007
bunca zamandır girmedin girmedin, şimdi noldu da girdin diyebilirsiniz haklısınız. msnden mi sormadınız, mailler mi atmadınız, hatta telefonlar da açtınız, ama yetmedi:D neyse, ikna edici birinden, ikna edici bi konuşma dinledim diyelim:) ve artık ben de bir facebooklu oldum. milletin nasıl olup da saatlerini facebookta harcayabildigini daha iyi anlayabiliyorum artik. yahu benim sümüklü sersem sepelek bi ilkokul arkadaşım vardı evlenmiş, çocuğu var kaç yaşında. eski aşklarım, sınıf arkadaşlarım ohooo, dünyanın 4 bir yanına dağılmışlar... hadi bakalım, feysbuk maceram hayırlı olsun diyor, kırmızı kurdeleyi koca bir makasla kesiyorum:)
Cumartesi, Aralık 15, 2007
Ne boynu bükük bir çiçek, ne yağmurlu bir hava yetmez benzetmeye hüznünü. Tuz buz olmuş camlar, etrafa saçılmış tozlar da yavan kalır, kırık kalbinin yanında. Anlaşılamaz gelir derdin, anlatılamaz hatta. Beyaz kağıtlar, kalemler boşuna dolanır yanıbaşında. Boşuna bir çaba dile dökmek; boşu boşuna. Bir yazar bir karalarsın ancak durmadan. Mısralar çalmak gelir içinden yalnızca, birilerinin niye "kara" sıfatını yakıştırdıklarını yeni yeni anladığın, kara sevdalardan...
Çarşamba, Aralık 12, 2007
Şizofren Aşka Mektup
"Şizofren Aşka Mektup" diye bir kitap okuyorum bugünlerde, Cezmi Ersöz'ün. Sanırım bir ara listelere girmişti, ben biraz geriden takip ediyorum da gündemi. Evdeki kütüphanede yeni bir kitap arıyordum kendime, bunu gördüm, okumaya karar verdim. Arka kapaktan alıntı yaparım genelde ama içinden, bana daha çok hitap eden birkaç cümle yazmayı daha uygun buldum bu sefer:Salı, Aralık 11, 2007
Pazartesi, Aralık 10, 2007
bugün derste yoklamanın üzerine 10.09.07 şeklinde tarih attım. üstelik hangi ayda olduğumuzu düşünüp öyle yazdım tarihi. hoca kağıdı aldı, eylül'ü buraya sen mi yazdın dedi. eveet dedim, gevrek gevrek, niye sorduğuna anlam veremeden. -biraz geçti onun üstünden- dediler, o an fark ettim... peki ben neden aralık'ın gelişini kabullenemedim? sebebi ne olabilir?
Eglenceli bir gece tarifi:Gerekli malzemeler:
1 şişe Nemiroff Ballı Biberli,
2 shot bardağı, (yoksa türk kahvesi fincanı da olur:)
1 limon,
1 adet çok sevdiğiniz kişi, (ortak alkol geçmişiniz olması tercih sebebidir)
1 adet sağlam playlist
Limonu büyük D'ler olacak şekilde parçalara ayırın, sevdiğiniz kişiyi karşınıza oturtun, beraber playlisti hazırlayın. Ardından votkayı bardaklara dökün, herhangi bir maddeyle karıştırmadan, önce şerefe kaldırıp, tokuşturmak suretiyle, shot şeklinde için, votka içinizi yakana kadar bekleyip, bir parça limonu yiyin. 5'er dakikalık aralıklarla, şişenin dibini görene kadar, votkaları tazeleyin.
NOT: 2 kişiye en az 1 şişe düşecek şekilde malzemeler ayarlanarak, 2 (4 kişilik) ya da 3 ölçü (6 kişilik) -eğlenceli gece- hazırlanabilir. afiyet olsun...

Dün Tandoğan'da "Bağımsız Yargı" mitingindeydim... Bir kaç foto ve genel bilgileri aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.
Oradan bir iki alıntı yaparsam;
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nazan Moroğlu, taslağın kadınları eşit haklardan uzak tutup toplumun korunmaya muhtaç bir kesimi olarak gösterdiğini vurguladı. (engelliler & yaşlılarla aynı kefeye koymuşlar kadınları, haliyle haklarını da sınırlamışlar)
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum, hukukun korunduğu iddia edilen yeni anayasa taslağına göre, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 17 üyesinden 9’unu seçme hakkının hükümete bırakıldığını kaydetti. Aynı taslağın YÖK’ün 11 üyesinden 6’sını, Danıştay üyelerinin de dörtte birinin seçimini Bakanlar Kurulu’na bıraktığını anlatan Batum, “Sonra da bizim bunun demokratik ve sivil bir anayasa olduğuna inanmamızı bekliyorlar” dedi. (az çok matematik bilen herkes 17'de 9'un da, 11'de 6'nin da yarıdan 1 fazlayı, yani oy çokluğunu sağladığını, 17'de 17 ya da 11'de 11 de deseler o oylamadan aynı sonucun çıkacağını bilir...)
ooof oofff...
Perşembe, Aralık 06, 2007
Yazamadım yine ne zamandır. Pek hareketli bir 10 gun geçirdim, ondan herhalde. Neler mi oldu 




















