Salı, Mayıs 13, 2008

...
Ben-Ben gıcığın tekiyim yeni mi fark ediyorsun?
Turgay-Hayır, yeni söylüyorum...
Bugünlerde ekstra gıcığım galiba, Turgay bile bunca yıl sonra dayanamayıp dediğine göre...
o kadar çok seversin ki, şüphe edersin gerçekliğinden... yalnız masallarda olur gibi gelir sevginizden. "3 elma düştü gökten" diye bitivermesin, birileri gelip, "geçti sıranız, inin sahneden" demesin diye dua edersin... bir ömrün yetmeyeceğini, bir kaç ömür geçse doymak bilmeyeceğini ilk defa onunla hissedersin...

Cumartesi, Mayıs 10, 2008

hani herşey yolunda gittiğinde, bozulacağına dair bir korku gelir bazen. çok gülünce ağlayacak mıyım diye endişelenir kimileri. çocuk şekeri bol bulduğunda rüyadan; fare peyniri tastamam gördüğünde karşısında, tuzaktan şüphelenir. işte onun gibi bir şey...

Salı, Mayıs 06, 2008

Alışırsın parmaklarının parmakların arasında dolanmasına,
Alışırsın parmaklarınızın dolaşmasına,
Alışırsın parmakların dolanmış dolaşmaya...

Pazar, Mayıs 04, 2008

Ya mükemmelimi bulmuş olmalıyım,
Ya da bir gündüz rüyasındayım...

Salı, Nisan 29, 2008

henüz bindiğimi sandığım gemide, sakin mi sakin otururken güvertede, bir ses duyuyorum, dikkat kesilince "kara göründü" dediklerini anlıyorum. daha çok yeni tırmanmadım mı gemiye, ne ara ayrıldık limanın güvenli göğsünden diye düşünüyorum. oysa arkamı dönüp baktığımda tek bir kara parçası bile göremediğimi, limanı terk edeli çok olduğunu fark ediyorum. belli ki hızla yol almışım bu ilişkide, endişem yerini heyecana bırakıyor ve yeni kara parçasını, aşkın geleceğimdeki yansımasını keşfe koyuluyorum...

Pazartesi, Nisan 21, 2008

niye yanındayken bile özlersin birini?
neden ona bir türlü doyamadığını hissedersin?
ondan başka bir şey düşünmeyi niçin beceremezsin?
ve zaman, neden o olmadığında yanımda bir türlü geçmek bilmezsin?

Cuma, Nisan 18, 2008

bir istanbul rüyası, olmaya yakın istanbul macerası...

Çarşamba, Nisan 16, 2008

taksam sevdiğimi koluma, yerleşmiş olsa gamzeleri yanağına, yeniden gülerek bakıyor olsa bana... beklemeden yazı, düşsek yollara... o bana kalsa, ben ona; bize kimse dokunmasa...

ne de olsa, o olduğunda yanımda, mevsim fark etmez, yazın gelmesi gerekmez, günlerin hızına yetişilmez, dinginlik de bulur beni eninde sonunda... ve ben bana daha yakın olamam, ondan başka kimsenin yanında...
uzak gelir bazen herşey,
yaz uzak, yarın uzak, dinginlik uzak,
en kötüsü; kendin uzak...

Salı, Nisan 15, 2008

göğsümü versem baharın tatlı rüzgarına, pembe dallı ağaçların altında... arada çam kokusu gelse burnuma, yüzüme güneş vursa ve sıkıntım çıkıp gitse sırtımdan...
neden kaynaklandığını çözemediğim, nedenini bilemediğim sıkıntım... düğümüm çözülüverse, dilimi sivri, bakışlarımı sert, içimi kara yapan, yüreğimi daraltan ağırlık çıkıp gitse...

Foto: Jacqueline Roberts

Perşembe, Nisan 10, 2008

"kusursuz" kelimesi; yakışmamıştı hiç bi aşkım'a,
gül; hiç böylesine dikensiz olmamıştı daha önce,
kaftan; tam bana göre biçilmemişti.
yap-boz'umun tüm eksik parçaları; toplanmamıştı tek kişide.
"huzur" hiç bu kadar bana ait olmamıştı
ve aşk; hem bu kadar büyük, hem mantıklı...

Çarşamba, Nisan 09, 2008

dolandık turgay'la beytepe'de...
pazartesi-cuma hep yanımda ama,
özlediğimi fark ediyorum yine de...

Pazartesi, Nisan 07, 2008

"love the life you live
live the life you love"

bu lafa denk geldim internette gezinirken bugün, çok hoşuma gitti, Bob Marley amcam etmiş, adamı da müziğini de severim, bunu okuyunca daha bi sevdim. şansa bakin ki bugün tam da bu içerikte bir konuşma geçmişti. bir yazım vardı "hayat ve mutluluk üzerine" (*) diye, aklıma o gelmişti...

(*) 31 Mayıs 2006
http://kendicapimda.blogspot.com/2006/10/eski-gnlkten-mayis-2006-may-31-hayat.html
Daha beraber yaşanılacak çok şey var,
Biriktirilecek çok anı,
En güzeli de ne kadar yaşarsan yaşa,
Bilmek doymayacağını...

Perşembe, Nisan 03, 2008

nasıl "sevmiyor değil de, sevmeyi bilmiyor"duysa* birileri,
incitmeyi hiç istemeyip de, incitebiliyor kimileri...

(*) 30.05.2007 tarihli yazıdan...

Salı, Nisan 01, 2008

incinmeyeceğini bildiği,
sonunda bitmeyeceğini hissettiği zaman,
bir başka seviyor insan...

Pazartesi, Mart 31, 2008

gözle görülür,
gözümden okunur oldu aşkım...
öldü askerlerim,
açıldı kapılarım;
yok artık, istesem de kaçışım...

Çarşamba, Mart 26, 2008

Bir dosya arıyordum belgelerimin arasında, ne zaman yaptığımı pek hatırlamadığım bir kişilik testinin sonuçlarına rastladım. Okudum, doğru buldum, paylaşim dedim:)

Çevrenizde olup bitenlerle çok ilgilisiniz. İnsanlarla hangi konuda olursa olsun konuşmayı çok seviyorsunuz. Ve hareket nerede ise orada olmak istiyorsunuz. Hayatınızın düzen ve nizam içinde olmasını istiyorsunuz. Muhtemelen yapacaklarınızı hatırlamak için ajandanızı kullanıyorsunuz. Kararlarınızı çabuk veriyorsunuz. Diğer insanlarla ilgili de çabuk karar veriyorsunuz. Çevrenizdekiler tarafından kimi zaman dominant olarak nitelendiriliyorsunuz. Daha çok "büyük resim"e odaklanıp işlerin bu şekilde olmasının nedenlerini bulmayı seviyorsunuz. Detaylarla pek ilgilenmiyorsunuz. Denemekten kaçınmayan, işlerin farklı şekillerde nasıl olacağını hayal eden yaratıcı bir kişisiniz. Mantıklı düşünen ve problemleri çözmeyi seven birisiniz. Çevrenizdekileri ve olayları objektif kriterlere göre değerlendiren adil bir kişisiniz.

Salı, Mart 25, 2008

bir telefonu olsun, asık suratla kapatmayı,
bir gece olsun, aran bozuk yatmayı,
bir an olsun, hayallerini unutmayı,
hiç mi hiç istemezsin...

Cuma, Mart 21, 2008

Kelimeler var birikmiş,
Kelimeler; teker teker seçilmiş,
Farklı renklerde,
Tane tane kelimeler...
Cümle olmayı başaramayan,
Çoğu aklımda, azı kağıtta kelimeler...

Perşembe, Mart 20, 2008

akan zamanla beraber, insanlar da akar ömründen;
her fotoğrafında, yanındakiler farklı olur birbirinden...

Çarşamba, Mart 19, 2008

dedemin öldüğü bilgisini, ölümünün 15 gün ardından bir kandil günü kavramak ve en çok bugün ağlamak... güzel dileklerini, minik hediyelerini, ince esprilerini, matematik zekasını, tecrübe dolu sözlerini, bulmaca çözmesini, rakı sofrasındaki muhabbetini özlemek... onu bir daha göremeyeceğini yeni yeni fark etmek, kabul etmekte zorlanmak...

ölüm önce komik, sonra acı...

Pazar, Mart 16, 2008


yine, yeniden, kimbilir belki de son kez aşk...

Perşembe, Mart 13, 2008

Ne çok yorulduğunu yüreğimin, yeni yeni fark ediyorum... Benim ki kadar büyük bir kalp bulduğumda, çabama karşılık çaba gördüğümde ancak. Çok yorulmuşsan oturduğunda hissedersin yorgunluğunu hani, benim kalbimin acısı da ancak çıkıyor sanki...

Cumartesi, Mart 08, 2008

öldü... dedem.

Çarşamba, Mart 05, 2008


bir çocuk 50 yaşında da olsa, kuzusudur annesinin ve bir baba gelse de 90'nına, kahramanıdır kızının hala. dedem hasta... annem ağlıyor... ve bir evin annesi ağladı mı gerisi ayakta duramıyor...

Pazar, Şubat 24, 2008

"Bir sabah uyandığında,
Camlara yağmur vurunca,
Perdeleri kim açacak?
Yüreğin bensiz sıkılmaz mı?

Gittim yüreğin rahat mı?
Aşk sana kaldı.
Sevişip, öpüşürken
İçin acımaz mı?

Ürkerek sesleneceksin,
Cevap yok, söyleneceksin.
Yatağa gizleneceksin.
Mutsuzsun dahası var mı?"

insan ayrı hikayelerinde, bazen öznesi olur şarkının bazen söyleyeni, ne garip; sanki değişmiş gibi karakteri... yoksa büyük yazar yanlış yaptı; aşk tek kişilik bir şey mi?

Pazartesi, Şubat 18, 2008

ödevim var,
çok.
çalışasım yok,
hiç.

Pazar, Şubat 17, 2008


"Sen yüreğini korumaya bak, Bir yanın çocuk kalsın bırak, Ne olur gel, Bildiklerini unutarak. Sen saflığını gözden sakın, Dursan da günaha yakın. Ne olur gel, Bildiklerini unutarak. Hadi gel gülümse, Hele kalbine yol ver, Değişir değişmez, Sen onu düşünme. İyiye hayra yor, Bu hayat zaten zor, Bir de sen ekleme, Oturup bekleme, Bir ucundan sen tut bir ucundan ben" diyen şarkıyı bulup, yazdığında sözlerini sana, seni çözmeye başladığını anlarsın. Çocuk yanını, saflığını, günaha yakınlığını ve korkularını görmüştür o...

Pek de korumayı başaramadığın yaralı yüreğini, açarsın sonunda ona. Ancak -kalbine yol vermek- o kadar da kolay değildir, çünkü senin "sevmeye engel evcil acılar"ın vardır. -Bildiklerini unutmak- zor ama şarttır... Sonunda -düşünmeme- fikri yatar aklına ve -iyiye hayra yorup- devam etmek yola. Haklıdır, anlamsızdır oturup beklemek, ne de olsa "bekledin de ne oldu?" dese biri, verecek cevap bulamazsın. Bir kenara itip eski defterleri, tutarsın bir ucundan yenisini...

Perşembe, Şubat 14, 2008

14 Şubat'ı yazısız geçmek ayıp olur sanki, Aybars'tan gelen şu çok anlamlı ve geniş kitlelere hitap eden yazıyı koyayım bari:)

"Sevgilisi olanın olmayanın,
Olup da yok gibi olanın,
Yok da var gibi olanın,
Olmayıp çok isteyenin,
Oluyo da noluyo diyenin,
Olduğu için çok mutlu olanın,
Olmadığı için çok mutlu olanın,
Onsuz olamayanın,
Onunla hiç olamayanın,
Herşeye rağmen yüreğinde her daim aşka yer olanın…"

sevgililer günü kutlu olsun:)


Çarşamba, Şubat 13, 2008

okul açıldı, aklım saçıldı, herşey karıştı...

hepsi birbirinden ağır 3 doktora dersi
öğretmenlik uygulaması asistanlığı (öğrencilerin staj yapacağı 2 okuldan ben sorumluyum)
geçen seneki dersimin yardımcı asistanlığı
fakültenin her tür kız erkek takımıyla badmington'da hentbola ilgilenme görevi (antreman ayarlama, maçlara gitme vs)
...
"Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimizde"

Yeni okuyucum Çetin, dolandıktan sonra blogumda, Hasan Hüseyin Korkmazgil'in bu dizelerini yakıştırdı bana ve yaz dedi bloguna...

Çarşamba, Şubat 06, 2008

pa rça la ra b ölü nmü ş kal b i m (II)

Bir varmış bir yokmuş, kahve falımda, Hürmüz misali 7 erkek çıkmış. 3'ü ezilmiş ayaklarım altında, pes edip bırakmış. Geriye mi? Geriye de 4 kalmış...
Biri tenimi coşturup ruhumu yaralayan, yan yana hep çok yakıştırılan. Diğeri ruhuma ilaç, yarama bant, ama bir kol boyu mesafede durulan. İkisinin arası, tahtın kralı, "unutamadım" beyanıyla tacını geri alma peşinde olan. Öteki; kimsenin beni onun kadar sevemeyeceği, Boğaz'ın Köprüsü'nü, Bolu'nun Dağ'ını aşıp gelip, yeniden şehrime taşınan...

Cuma, Şubat 01, 2008

dün tekerini patlak buldum arabamin, bugün aküsünü bitik. ilgimi çekmeye mi çalışıyo acaba bilemedim... hani evcil hayvanlar kıskanınca yapar ya:)

Çarşamba, Ocak 30, 2008

iyi film: Bana Söz Ver
yönetmen: Emir Kusturica
senaryo: Emir Kusturica

dudağında bir gülümseme ile sinemadan ayrılmak isteyenlere...
iyi grup: cıngar
dün nefes'e gittim, sırf cıngar'ı bi daha dinliyim diye, gecen zebra'da dinlemiş begenmistim ve o müzikten en az benim kadar zevk alacağını bildiğim canerim ve turgayımla beraber gideyim istedim bi daha dinlemeye. caner hastaymış, ama gonca'yı kandırdım ben de, hem biraz morali düzelir umuduyla... güzel bi geceydi. davul çalma isteğiyle doluyum deliler gibi. davulum olsa ya benim. ya da davul muj yapsam kendime, şöyle ufak bişi... goncaya telli bişi vercez, turgay da üflemeli aldı mı tamamız...

Perşembe, Ocak 24, 2008

2 kitap aldım geçenlerde, biri "Melek Yapıcı". Melek Yapıcı'nın önce adına, sonra (resimden belli olmayan) kabarık, ışıltılı kapağına vuruldum. Sonra arkasını okudum, neden olmasın dedim. 200. sayfadayım, hızlı hızlı gitti, ama nasıl toparlayacağı önemli, umarım başarır yazarımız.

Arka Kapaktan:
Geçmişi tarafından rehin alınan Doktor Victor Hoppe, yirmi yıl uzak kaldığı köyüne geri döner. Dar görüşlü köylüler, onun dönüşüne şüpheyle bakarlar. Köylüler, Doktor'un yanında getirdiği üçüzleri gördüklerinde, çocukları özürlü zannederler, Üçüzlerin, altı aylıkken üç dil konuşabilmeleri ise köylülerin, Doktor Hoppe'ya karşı şüphelerini daha da arttırır. Ancak her şey bununla bitmez. Kendisine ölümsüzlük kazandıracak bir karar alan Doktor Hoppe'da çözülemeyen bir gizem vardır. Bu kitap, din ve bilim, gerçek ve hayal, güç ve güçsüzlük, anlam ve anlamsızlık hakkında bir hikâye. Herkesin gerçeği arayacağı ama sonunda kendi gerçeğini bulup inanacağı bir roman... Unutmayın:"Bazen imkânsız görünen şey, sadece zordur,"

Diğer kitap "Albayım beni Nezahat ile evlendir". Bunun ne kapağı dikkatimi çekti ne adı. Arkasını okudum, işte bunda da oraya takıldım. Dikkat ettiyseniz garip bir şekilde yazara en son bakıyorum:) (sanırım bir kitapçıya girip yazara göre kitap aradığım bir kişi var: sezgin kaymaz! tavsiye ederim) Takıldım arka kapağa almaya karar verdim, yazarına bir bakayım dedim, ilhami algör çıkmasın mı, hani şu "fakat müzeyyen bu derin bir tutku" kitabına hasta olduğum, tarzını çok sevdim, kendi tarzıma yakın hissettim dediğim yazar. pek hoşuma gitti, kendimdeki bu tutarlılığı bu şekilde gözlerimin önüne sermem... gelelim bunun arka kapağına;

"Al bu elmayı Nezahat" diyebilirdim, "sende bu ad oldukça istersen sıfır numara kel, istersen at kuyruklu olurum. İnce bıyıklı tek dişi altın olurum. Meftun olurum, meczup olurum. Uzaklara bakarım, çıtımı çıkarmam. Nasıl söyleyeceğimi bilmem susarım. Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe saat kulesiyle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. Duvarlara yazılar yazarım gizli gizli: 'Albayım beni Nezahat ile evlendir.' Sülüs yazarım, kufi yazarım, latin yazarım. Gotik yazamam. Yağ satarım, bal satarım, ustamı öldürür ben satarım. Yemeden içmeden kesilir, alık olurum. Adımı sorsan duymaz olurum. Kötü olurum, iyi olmam Nezahat. Ya bu adı değiştir ya da al bu elmayı. Bende sevdiklerince terk edilme endişesi, kafayı yemeye meyyal haller var. Al bu elmayı Nezahat. Yüzünde göz izi var."

Salı, Ocak 22, 2008

p ar çal ara b ölü
n müş k al b im;
baş köşede,
sevip yanıldığım.
sol üstte,
sevmesem yanılır mıyım,
diye bocaladığım.
arada derede,
sevdiğimi sandığım.
gerilerde bir yerde,
sevip uzak kaldığım,
sevmeye fırsat bulamadığım,
belki de anlamsız olan,
imkansız aşkım.
dopdolu kalbim,
bomboş içim.
kalabalıkta yalnızım...

Pazartesi, Ocak 21, 2008

Tenisçi dirseği oldum ben:) bu nası bi cümledir diyebilirsiniz, haklısınız ama napiim, daha ziyade tenisçilerde görüldüğü için, rahatsızlığın adı bu; "grip oldum" desem yadırgamayacaktınız.

Tenisçi dirseği de ne ola ki diye sorarsanız; önkolu dirseğe bağlayan kasların tendonlarında tekrarlayan küçük yırtıkların sonucu olduğu düşünülen dirsek ağrılarına yol açan rahatsızlıktır. Belirtileri:
- Dirseğin kıvrım yerinin altında ve önkolun üst tarafının dış tarafında tekrarlayan ağrı.
- Bazı vakalarda önkolda bileğe doğru yayılan ağrı.
şeklinde kopyalayıp yapıştırmak suretiyle açıklayabilirim.

ilkokuldan beri tenis oynayıp da tenisçi dirseği olmayan ben, final haftasında ödev yetiştirme telaşı ve sabahlamalar arasında, aptal bilgisayar yüzünden bu hale geldim. dirseğimde acaip bir ağrı mevcut, neyse ki azaldı son günlerde. ilaç milaç bişi istemiyorum, lütfen kendi kendine iyileş güzel dirseğim...

bu arada "dirsek çürütmek" deyiminin günümüzdeki yansımasının bu olduğuna karar verdim. Türk Dil Kurumu'na gideceğim ve deyimler sözlüğünde, dirsek çürütmenin karşılığına, "bilgisayar başında yoğun çalışmak" şeklinde değiştirmeyi önereceğim...
uçtu uçtu dost uçtu... bölümdeki oda arkadaşım meryem, amerika'ya gitti, orada okuyacak bi süre. oda boş kaldı, onun tarafında yaşam belirtisi yok, ama ben hala kabullenemedim sanırım durumu. tatile gitti de yine dönecek haftaya gibi geliyor hala. gözlerim onu arıyor, başımı çevirdiğimde göreceğim hissi, -ya öff şu nasıl olacak- diye işin içinden çıkamadığımda, hep uzattığı yardım elinin beklentisi, azıcık keyifsiz girdiğimde kapıdan, onun bunu anlayıp, -neyin var- diyeceği eminliği gitmiyor...

Perşembe, Ocak 17, 2008

şu soğukta, hala yaşamakta olan bir uğurböceği buldum masamda. bana uğur getirmek için, canla başla mücadele etmiş belli ki soğukla. kırmızısı bile solmuş, yavru bi de. ben de kıyamadım haliyle, aldım elime masa lambamın yakınına götürdüm, biraz ısınıp kendine gelsin diye. uğurböceği ne yer ki? biskrem verdim acı çikolatalı, bir parça da salatalık koydum önüne. çok uzun yaşayacak gibi görünmese de, ben elimden geleni yaptım sanırım... teşekkür ederim böcük, getirdiğin uğurlar için:)

Çarşamba, Ocak 16, 2008


Apansız kurtuluverir yüreğin sıkıştığı kapandan. Bitiremeyeceğini kabullendiğin aşkın, yetişemediğin bir hızla yok olur. O kadar çok, o kadar hızla, bir o kadar da boşuna çekmişssindir ki kalbinden çıkan, çapası onun kalbinde olan zincirini, özgürlük umudunu yitireli çok olmuştur. O yüzdendir birdenbire elinde kalıveren zincire karşı şaşkınlığını gizleyememen ve ondandır yıllanmış mahkumlar misali savrulan çapayı nereye koyacağını bilememen...
Not: 18.12.07, başucu defterimden...

Pazartesi, Ocak 14, 2008

bir hafta içinde 3 kişi evlendiğimi gördü rüyasında. bu üçlemeden çıkarmam gereken sonuç, evliliğini anca rüyanda görürsün mü:) yoksa yakında evleneceğim mi, bilemedim:D
son 20 yıldır öğrenciyim ben... kesintisiz 20 yıldır sınavım, ödevim var, normal mi ya bu??!* tamam şu an bulunduğum iş ortamında normal olabilir, ama nereye kadar... final haftasındayim belli oluyo mu? yarina yetismesi gereken bi final ödevim var. sanirim sabahlasam bile basaramiycam, beklenen ödevi vermeyi...

Perşembe, Ocak 10, 2008

bazen omzumdaki üç kuruşluk yük bile dayanılmaz oluyor. bırakıp kaçmak ya da uzunca bir uykuya yatmak geliyor içimden...

Salı, Ocak 08, 2008


dün gece 2 civarı,
1) dişimi fırçaladım bi güzel,
2) koydum fırçamı yerine,
3) sonra yüzümü yıkadım,
4) fırçamı aldım elime,
5) macun koyup
6) fırçalamaya giriştim
7) dişimi çok yeni fırçalamışım hissine kapıldım
8) acaba o bilir mi diye, anneme baktım göz ucuyla
9) gülmekten kırılıyordu
10) fırçalamıştın zaten dedi...

yukarıdaki paragrafta yer verilen olayin, sebebi nedir? yanitlayiniz.
a) dalgınım
b) salağım
c) diş temizliğine aşırı önem veriyorum
d) uykusuzum

Perşembe, Ocak 03, 2008


milli piyango bileti almıştım.
amorti tutturmuşum.
12 ytl.


Salı, Ocak 01, 2008

2008 geldi yahu, ne çabuk geçiyor yıllar... yeni yıla yönelik hedeflerimi, bu yıl gerçekleşmesini istediklerimi falan yazsam anlamlı olacak biliyorum, ama içimden öyle bi yazı geçmiyor. bu yeni yılla ilgili olarak beni en çok heyecanlandıran şey, sevdiklerimin yeni yılını özel bir şekilde kutlamak için yaptığım animasyon dersem yalan olmaz. eger bu yaziyi 5 gün içinde okursanız http://download.yousendit.com/C7E0DE677652EBD4 linkinden animasyonumu izleyebilirsiniz...

Cumartesi, Aralık 29, 2007

niye azaldı yazılarım son günlerde ben de bilmiyorum, aslında başucundaki defterime karalanmış yazılar var, niyeyse sonlarını bir türlü bağlayıp da buraya aktaramıyorum. karışık hallerdeyim sanırım. her son bir başlangıç ve her başlangıç da bir son demek ya, işte ondan bocalıyorum. seviniyorum bir yandan başlangıcıma ve üzülüyorum her son gibi bu sona da...

Perşembe, Aralık 27, 2007

pilates halt etmiş. duyuyorum milletten hiç çalışmayan kaslarım çalıştı pilatesle cart curt diye. geçiniz pilatesi, şiddetli öksürük tavsiye ediyorum... hatta bugünlerde beni arar buluşursanız, rahatlıkla sizinle paylaşabilirim yeni yöntemimi, sonra evde kendi kendinize çalışırsınız:)

Pazartesi, Aralık 24, 2007

öksürmekten ciğerlerim iç organımdan sayılmaktan çıktı, boğazım tahriş olmanın ötesine geçti, "daha rahat öksürebilmek" için kendi kendinin yarısını yok etti. karnım da halihazırda bulunan 4 baklava, 6 ya çıkarak, büyük ikramiyeyi tutturdu...

hastalığı hiç mi hiç sevmiyorum. kendisi de beni sevmiyo zaten, çünkü onu tanımamazlıktan geliyorum. "hastasın ulen" diyo sanki bana, yoo diyorum ben, nerden çıkarıyosun... gerçi bu kadar inat etmeyip, ilaç içsem votka yerine, 8 saat uyusam en azından, 4 yerine. daha iyi olacak gibi...

Cuma, Aralık 21, 2007

bunca zamandır girmedin girmedin, şimdi noldu da girdin diyebilirsiniz haklısınız. msnden mi sormadınız, mailler mi atmadınız, hatta telefonlar da açtınız, ama yetmedi:D neyse, ikna edici birinden, ikna edici bi konuşma dinledim diyelim:) ve artık ben de bir facebooklu oldum. milletin nasıl olup da saatlerini facebookta harcayabildigini daha iyi anlayabiliyorum artik. yahu benim sümüklü sersem sepelek bi ilkokul arkadaşım vardı evlenmiş, çocuğu var kaç yaşında. eski aşklarım, sınıf arkadaşlarım ohooo, dünyanın 4 bir yanına dağılmışlar... hadi bakalım, feysbuk maceram hayırlı olsun diyor, kırmızı kurdeleyi koca bir makasla kesiyorum:)

Cumartesi, Aralık 15, 2007

Ne boynu bükük bir çiçek, ne yağmurlu bir hava yetmez benzetmeye hüznünü. Tuz buz olmuş camlar, etrafa saçılmış tozlar da yavan kalır, kırık kalbinin yanında. Anlaşılamaz gelir derdin, anlatılamaz hatta. Beyaz kağıtlar, kalemler boşuna dolanır yanıbaşında. Boşuna bir çaba dile dökmek; boşu boşuna. Bir yazar bir karalarsın ancak durmadan. Mısralar çalmak gelir içinden yalnızca, birilerinin niye "kara" sıfatını yakıştırdıklarını yeni yeni anladığın, kara sevdalardan...
"iki satırlık adamları musallat ettik ömrümüze,
bundandır böyle dibe vuruşumuz"

Çarşamba, Aralık 12, 2007

Şizofren Aşka Mektup

"Şizofren Aşka Mektup" diye bir kitap okuyorum bugünlerde, Cezmi Ersöz'ün. Sanırım bir ara listelere girmişti, ben biraz geriden takip ediyorum da gündemi. Evdeki kütüphanede yeni bir kitap arıyordum kendime, bunu gördüm, okumaya karar verdim. Arka kapaktan alıntı yaparım genelde ama içinden, bana daha çok hitap eden birkaç cümle yazmayı daha uygun buldum bu sefer:

KADINDAN: çünkü seni sevmek direnmekti sevgili... güçsüz olanı acımasızca yok eden bu kentin hoyratlığına ve senin için, artık inanmaktan vazgeçtiğin, yaşadığın hayal kırıklıklarıyla çok uzun zamandır kaybettiğin o aşk duygusunun gerçekliğinin canlı ispatı olmaya direnmekti. Kalbine inançla aşk tohumları ekmekti seni sevmek.


ERKEKTEN: ...kesik kesik ağlıyordum... önce ona, sonra gecikmiş bütün pişmanlıklarıma ve bu hayatta içimdeki sevgiyi bile koruyamayan o zavallı doğrularıma...

Salı, Aralık 11, 2007

gece 00:22, ders çalışıyorum, daha da çok var. koca iki parça çikolatayla geldi annem elinde ve çok asık bulmuş olmalı ki yüzümü, şöyle dedi:
-sana mutluluk getirdim...

Pazartesi, Aralık 10, 2007

bugün derste yoklamanın üzerine 10.09.07 şeklinde tarih attım. üstelik hangi ayda olduğumuzu düşünüp öyle yazdım tarihi. hoca kağıdı aldı, eylül'ü buraya sen mi yazdın dedi. eveet dedim, gevrek gevrek, niye sorduğuna anlam veremeden. -biraz geçti onun üstünden- dediler, o an fark ettim... peki ben neden aralık'ın gelişini kabullenemedim? sebebi ne olabilir?
a) küresel ısınma
b) yeni yıl hediyesi almaya üşenme
c) sevgilimin olduğu aya geri dönme isteği
d) aralık'ta çok çalışmam gerekliliği
e) gerizekalılığım
Eglenceli bir gece tarifi:

Gerekli malzemeler:

1 şişe Nemiroff Ballı Biberli,
2 shot bardağı, (yoksa türk kahvesi fincanı da olur:)
1 limon,
1 adet çok sevdiğiniz kişi, (ortak alkol geçmişiniz olması tercih sebebidir)
1 adet sağlam playlist



Hazırlanışı:

Limonu büyük D'ler olacak şekilde parçalara ayırın, sevdiğiniz kişiyi karşınıza oturtun, beraber playlisti hazırlayın. Ardından votkayı bardaklara dökün, herhangi bir maddeyle karıştırmadan, önce şerefe kaldırıp, tokuşturmak suretiyle, shot şeklinde için, votka içinizi yakana kadar bekleyip, bir parça limonu yiyin. 5'er dakikalık aralıklarla, şişenin dibini görene kadar, votkaları tazeleyin.

NOT: 2 kişiye en az 1 şişe düşecek şekilde malzemeler ayarlanarak, 2 (4 kişilik) ya da 3 ölçü (6 kişilik) -eğlenceli gece- hazırlanabilir. afiyet olsun...

Bir ben miyim, damarlarında asil kan dolaşan, bir ben miyim ülkesinin halini harap bulan? Değilim di mi? Eminim değilim, ama daha duyarlı olabiliriz sanki...

Dün Tandoğan'da "Bağımsız Yargı" mitingindeydim... Bir kaç foto ve genel bilgileri aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.


Oradan bir iki alıntı yaparsam;
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nazan Moroğlu, taslağın kadınları eşit haklardan uzak tutup toplumun korunmaya muhtaç bir kesimi olarak gösterdiğini vurguladı. (engelliler & yaşlılarla aynı kefeye koymuşlar kadınları, haliyle haklarını da sınırlamışlar)

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum, hukukun korunduğu iddia edilen yeni anayasa taslağına göre, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 17 üyesinden 9’unu seçme hakkının hükümete bırakıldığını kaydetti. Aynı taslağın YÖK’ün 11 üyesinden 6’sını, Danıştay üyelerinin de dörtte birinin seçimini Bakanlar Kurulu’na bıraktığını anlatan Batum, “Sonra da bizim bunun demokratik ve sivil bir anayasa olduğuna inanmamızı bekliyorlar” dedi. (az çok matematik bilen herkes 17'de 9'un da, 11'de 6'nin da yarıdan 1 fazlayı, yani oy çokluğunu sağladığını, 17'de 17 ya da 11'de 11 de deseler o oylamadan aynı sonucun çıkacağını bilir...)

ooof oofff...

Perşembe, Aralık 06, 2007

Yazamadım yine ne zamandır. Pek hareketli bir 10 gun geçirdim, ondan herhalde. Neler mi oldu
geçtiğimiz günlerde, kardeşim ufak bi kaza yaptı mesela, arabanın önünde bir delik var, hala da yapılmadı... Sonracığma evde kazan patladı, bu sebeple kalorifer ve su kesintisi yaşadık bi müddet, onu yaptırmakla uğraştık, yok para çek, eve para bırak, kazancıyla pazarlık et, eski tamiratların dökümünü çıkar vs. ha bu arada annemlerin bu bahsi geçen süre zarfında evde olmadığını ve benim geçici aile reisi olduğumu söylemeliyim. Baba olmıycam ben büyüyünce, çok zor iş valla. Babama da söyledim hatta döndüklerinde, -baba olamazsın zaten de, emin ol annelik daha zor- dedi, annelikten de bi parça yaşamadım desem yalan olur, kardeşim her gece yetiştirmesi gereken işler sebebiyle geç dönüyordu eve, saat başı uyanıp -nerdesin, gel artık, dikkat et sis çöktü, yağmur yağdı-, falan gibi klasik anne konuşmaları yaptım, tabii bi de hastane kısmı var, ona birazdan gelicem. Neyse konuya dönelim; yine kardeşimin yanlış zamanda yanlış yerde bulunması (arka sokaklarda bi gece yarısı sanmayın, gündüz vakti parkta bulunması söz konusu) yüzünden yediği yumruğa ilişkin bi dava vardı, onu da bu arada atlattık, tabii karşı taraftaki pisliğin (it-man adını taktım kendisine) kardeşime iftira attığını, bu yüzden kardeşimin ağır hakaretle suçlandığını, ikisi de suçlandıkları şeyden ceza alsalar kardeşimin 1 yıl, adamın 3 ay alacağını, artııııı adamın soyu sopu gereği adliyede sopa yiyeceğimizden korktuğumuzu, bu sebepten mahalleyi toplayıp gittiğimizi belirtmeliyim… Buna ek olarak kardeşimin ürtiker geçirdiğini / olduğunu (hangi fiille kullanılıyor ki acaba) bu yüzden 2 gün hastaneye taşındığımızı, serum, iğne, doktor, hemşire, eczane arasında mekik dokuduğumuzu. Bu süre zarfında yine kardeşimin organizatörü olduğu büyük bir gecenin hazırlıklarının tamamlanması gerektiğini, bir de ortalama 3 dakikada bir çalan telefonları, hastanede çekmediği için benim çıkıp onun telefonunu cevapladığımı, gerekli işleri hallettiğimi, ilaçlar yüzünden araba kullanamadığından onu bi yerlere bırakma işini de benim yaptığımı söylemeden geçemiycem. İşte öyle :) Neyse en kötü haftamız böyle olsun…

Pazartesi, Aralık 03, 2007

Gece gelince Beytepe'ye,
Gider herkes,
Bi ben, bi de bildik dost durur yerinde.

Kime olur ki başka,
Meydan kalır ikimize.

Koridor bi başka görünür göze,
Mutfak bir başka.

Müziğin sesi açılır,
Yemek ısmarlanır.
Çalışılır tatlı tatlı.

Gecesiyle gündüzü bölümün,
birbirinden ne kadar da farklı :)