Salı, Mart 16, 2010


Ben büyüyünce ne olacağım yahu ?
Akademik hayata ne süreyle devam edeceğim ?
Hadi hep ettim diyelim, bu bölümde mi edeceğim ?
Güzel Sanatlar okumayacak mıyım ?
Ne olacağım ne ?!?
Dün Tae-Bo yaptım. Hareketsizlikten iyice uyuzlaştığım, kullanmaya kullanmaya enerjimi minimum seviyede harcamaya başladığım şu günlerde silkelenip kendime gelmeye karar verdim. Gidip bir spor merkezine falan yazılacak cesareti kendimde bulamadığımdan, üniversitenin spor merkezine kaydoldum. Haftada 2 gün gideceğim, tabii teyzeler çoktan doldurmuş sınıfları, o yüzden ben de boş olanlara yazıldım, bunlardan biri Tae-Bo'ydu, diğeri Pilates. Pilates'e henüz gitmedim, bakalım onu da 2 güne göreceğiz. 

"Tae Bo kelimesi, Korece'de ayak ve bacak anlamına gelen tae ve İngilizce'deki box kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur." Ancak ben adını Tepik dersi koydum. Box'la pek bir alakası yok sanki, aerobiğimsi bir şey, fazladan yumrukla tekme sallıyorsun. Neyse hareket harekettir, hem belki de biz iyi bir tae-bo hocası tarafından çalıştırılmamışızdır.

Eğer disiplinli bir şekilde önümüzdeki 1 ayı çıkarırsam ve bu üniversite imkanlarından yeterince memnun kalmazsam, bir spor merkezinin peşine düşebilirim. Hem yüzerim, hem tenis oynarım böylece falan.

Cumartesi, Mart 13, 2010

Dökülen gözyaşlarının kanıksandığı bir aşk,
Yeter bir ömre.
Bilirsin ağlaman umursanmıyorsa,
Çok da uzun sürmez o hikaye.
Ne de olsa kendi kendini teselliye başlarsın.
Her seferinde bir kat örüp yüreğinin üzerine;
İstemeden, aşkın sonuna hazırlanırsın...

Cuma, Mart 12, 2010

"Bir toplumda kurnazların, akıllı muamelesi görmesi kadar tehlikeli bir şey yoktur."

Çarşamba, Mart 10, 2010

Yarın Flash anlatacağım 3'lere, saat 22:07, bölümdeyim, flash çalışıyorum... Öğretmenlik zor meslek :)

Salı, Mart 09, 2010

Başımı kaşıyacak vaktim yok.
Sadece üniversitedeki işlerimin ana başlıklarını yazsam yeter:
  1. AB Projesi kapsamında stajyerlerin takibi
  2. Fakültenin tüm spor faaliyetleri (fikstür, formalar, ödemeler, izinler vs.)
  3. Bölümdeki "patchwork" tadındaki derste, bir aylık Flash dersi verilmesi
  4. Tübitak proje başvurusunun yapılması
  5. Öğretmenlik Uygulaması dersinin verilmesi
  6. Fakülte dergisinin online olarak yayınlanması
  7. Hea bir de tezim var işte :)
  1. 10 Küçük Zenci
  2. Doğu Ekspresinde Cinayet
  3. Filler de Hatırlar
  4. Ölüm diken üstünde
  5. Ölümün tam zamanı
  6. Fare kapanı
  7. Koltuktaki ölü
Yukarıdaki "okuduğum Agatha Christie'ler" listesine, aşağıdaki 3 kitap eklendi. Bunları not alıyorum çünkü hepsini bitirmeme daha çok var ve bir süre sonra hangisini okuduğumu hatırlayamayacağımdan eminim...
  1. Cesetler Merdiveni
  2. Dört Neşeli Arkadaş
  3. Noel'de Cinayet
Ayrıca Paul Auster'in "Görünmeyen" romanını da okudum. Auster'i sevdiğimi düşünüyorum, kitaplarını akıcı buluyorum, ama bu roman hakkında ne düşüneceğimi kestiremiyorum pek. Auster'in en güzel romanı falan diyenler olmuş, ama bana kalırsa "Son Şeyler Ülkesinde"den kesinlikle daha etkileyici falan değil...

Pazartesi, Mart 01, 2010


Kafam yavaş yavaş basıyor evlendiğimi, evlilik damarlarımda dolanmaya başlıyor; bense cicim aylarından sıyrılıyor, koca bir ömrü paylaşacak olma hislerine bürünüyorum.

Evliliğimizin ilk ayında kocacım olmadan Çeşme'ye tatile gitmiştim, pek de dokunmamıştı onsuz kalmak, ama geçtiğimiz hafta sonu o İstanbul'dayken öylesine garip geldiki onsuz yatağa girmek, ona sarılmadan uyumak; halime şaşırdım.

Geçen hafta içindeyse, ertesi gün yapmak zorunda olduğum Ankara turu gereği Google Earth'u karıştırıp kendime yol bakarken, kıyamadı kalktı TV başından, geldi yanıma, sıkıştı benle bir koltuğa ve tarif etti yolları saatlerce gecenin bir yarısı.

Demin ise bozulan faremi unutmayıp, onu getir de tamir edeyim diye hatırlatma postası yolladı...
Az ya işim, bir de özel derse öğrenci kabul ettim. Üstelik 11. sınıf, çocuk ne kadar büyükse, sorun da o kadar büyük olur genelde. Ergenlik de cabası. Trigonometriyle başlayacağım bu hafta... Neyse ki sevdiğim bir konudur.
Hani öylesine çok işin olur da hangi ucundan tutacağını, neresinden başlayacağını bilemezsin. Kalakalır hepsi, hiç birine girişemezsin…

Perşembe, Şubat 25, 2010

Gece ya da hafta sonunda çalışmıyor olmak ne zamandan beri vicdan azabına sebep oluyor acaba bende? Mesailer neyime yetmiyor, niye yetmiyor? Bana verilen maaş sadece o saat aralığı için değil mi de, geri kalanlarda çalışmamak sinirimi bozuyor? Tam olarak ne ödülü kazanacağım bu fazla mesailerim sonunda? Beni kimler takdir edecek? Ne kadar alkış toplayacağım acaba?

Yaptığım her iş düzgün olmak zorunda mı? Ne olur bir öğrencinin de isteğini önemsemesem, çabalamasam onun işi için, ne olur dekanlıktan gelen bir görevi de harbi yapmak yerine "hallediversem", ne olur millet tam metnini bile yollamaya tenezzül etmezken ben makale kıvamında yazmasam bildirilerimi? Yıpratmasam bu kadar kendimi, biraz umursamaz, biraz vurdumduymaz olabilsem...

Sahipsiz kalmış her işi sahiplenmesem, tanıdığım tanımadığım, sevdiğim sevmediğim herkesi, herşeyi koruyup, kollama huyumdan vazgeçsem. Ama olmuyor işte, sütüm bozuk! Ben, benin anasını da bilirim babasını da, hatta aynı ebeveynin bir diğer bebesini de.

Pazartesi, Şubat 22, 2010

Haa bu arada unutmadan not düşeyim günlüğüme. Gün olur tarihini hatırlamak isterim. Bölüm başkanımız (P.) geçen hafta, 1 yıllığına görevlendirilerek gitti, yerine bir başka hoca (A.) geçti. Hayırlısı...
"Sempatik" diye bir film türü yok mu? Bana öyle birşey lazım.

Şöyle ailecek izlenebilecek, kan şiddet içermeyen, gerilmeyeceğim, korkmayacağım, gülemesem bile en azından gülümseyebileceğim ya da heyecanla izleyebileceğim filmler. Komedi olur, romantik-komedi olur, macera olur, polisiye olur. İşte kısaca türü: sempatik.


Geçenlerde Hangover diye bir film izledim, kesinlikle bu türe giriyordu, bana öyle film lazım. Bilenler tavsiye etsin, saatlerimi sevmeyeceğim filmleri izlemekle tüketiyorum :(
80'ler gecesinde dans edip,
yine converse kazandım.
3. conversim oldu bu,
80'lerden kazandığım :)

Cuma, Şubat 19, 2010

Bir BÖTE (Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi) Bölümünün en çok Flash bilen adamının bir BÖTE'ci olmaması çok ironik değil mi? 1 aylık Flash eğitimi vermek de bana kaldı iyi mi... 

Perşembe, Şubat 18, 2010

İçmek lazım,
dostlarla.
Dağıtmak,
zıplamak.
Sarılmak,
öpüşmek sonra...
Belki iyi gelir,
yaralı ruhuma.
Bence hoş bir fikir :)
Herşeyden nefret moduuuuuuuuuuuuuuuu!!!
Hani bir reklam var, hazır çorba reklamı, Knorr olabilir sanırım. "Burak Erzurum'dan gelir, Zeynep Üsküdar'dan gelir" vs. vs. gibi bir şey. Evin oğlu askerden dönüyor, anası olacak kadın hazır çorba yapıyor. Bayıla bayıla içiyorlar sofrada. Bu Türk örf ve adetlerine yakışır mı, analığa yaraşır mı? Ayıp değil mi? Çocuk askerden gelmiş, bir çorba yapılmamış... Bu reklam hiç olacak iş değil, reklamın gizli mesajı da hiç verilecek mesaj değil. Aşk olsun... 

Çarşamba, Şubat 17, 2010

2 gündür Öğretmenlik Uygulaması dersi için (öğrencilerin staja okullara gittiği ders) okul okul geziyorum. Haftalardır yaptığım hazırlığı saymıyorum bile. Tüm öğrencilerin isteği olsun diye de hırpalanıyorum, ama yine de sanki kimseyi memnun edemiyorum. Beni çok zorlu bir dönem bekliyor. Neyse ki Fatma da bu derste benimle beraber, o da olmasa sıyırırdım zannımca...

Pazartesi, Şubat 15, 2010

Ehe.
Bi evi su basmadığı kalmıştı,
o da oldu :)
Zincire yeni bir halka... (*)


*http://kendicapimda.blogspot.com/2010/02/baz-aileler-magazalar-zinciri-kurar.html
of :(
of ki ne of.
huzur birazcık huzur...

Cumartesi, Şubat 13, 2010

Allah sevdiği kuluna önce eşeğini kaybettirir, sonra da buldururmuş. Telin üzerine iplik dolanıp, sonra kıvrılmış mor küpelerim var. Dün onları kaybettiğimi sandım, cebime koymuştum bölümden çıkarken, eve geldiğimde yoktu, arabada düşürdüm umuduyla arabayı kontrol ettim sabah, bulamadım :( Şimdiyse bölüme bir geldim ki odamda yerde duruyor, nasıl becerdiysem odadan çıkmadan düşürmüşüm, pek mutluyum...

Perşembe, Şubat 11, 2010

Bazı aileler mağazalar zinciri kurar. Biz ancak felaketler zinciri yapabildik. Vee aile felaketler zincirimize bir yenisi eklendi, amcam ayağını kırmış, henüz babamın kırığı iyileşmemişti halbuki, bir kırığımız vardı, neyse... Tüm bunları çok büyük kazaların atlatılması, belki hayatlarımızın bağışlanması için ödediğimiz küçük bedeller gibi görürsem katlanması kolaylaşıyor... 

Çarşamba, Şubat 10, 2010

sıkıştım köşeye
gerildim yay gibi
bunaldım çok

Salı, Şubat 09, 2010

Ha bu arada geçtiğimiz haftanın son 3 günü bir proje kapsamında ATO'da eğitim vermekle geçti, bugün öğlen de hocalarla beraber ziyarete gittik öğrencilerimizi. Ne de çabuk seviyorum öğrencileri, ne büyük bir kapasitem var hepsini sevmeye, şaşkınını, tembelini, aptalını, hatta saygısızını bile ve beni ne çok üzseler, yorsalar, sabrımı zorlasalar bile, doğrusu hayret ediyorum kendime... Bu öğlen gittiysem onca işimin arasında, gitme zorunluluğumdan değil, onları yeniden görebilmek niyetiyle...
Gonca gittiğinden beri Vildan bölümden hiç ayrılmamış anlaşılan ve meğer ben Gonca'nın yokluğunda iyice Vildan'a düşkün olmuşum. Bilmem o da ben yokken böyle hisseder mi ama, ben o yokken kimsesiz hissediyorum :(
Enerji seviyem sıfırın da altına iniyor...

Pazartesi, Şubat 08, 2010

  1. Kendi sümüklü hastalığım, kulağıma vurdu, antibiyotiğe devam :(
  2. Hafta sonu bir cenaze vardı, düğün yoktu...
  3. Kardeşim yine favori mekanlarından olan acil servisteydi, biz de endişeyle başında, hala da hastanede.
  4. Anneye ameliyat demişler, bu sefer kaçış yok.
  5. Tez uygulamam haftaya başlıyor, ortada ortam yok.
  6. Bööö

Pazartesi, Şubat 01, 2010


Geçen haftanın başını hastalanmamak için direnerek, Perşembe'sinden itibarenini ise yatak döşek geçirdim. Evde geçirdiğim 4 günde bir şeyler çalışma isteğiyle (mecburiyet, baskı, vs. kelimeleri daha uygun olabilir) yanıp tutuşmuş olsam da, kafam yastığa yapışma eğilimindeydi, o yüzden ya yatakta ya da tv karşısındaki  koltukta zamanımı geçirdim. Geçen günlerin ardından haliyle çoğu göze hitap eden yazılar biriktirdim aklımda:

Dizi: Fringe
Kocacımla dizi keyfinin üstüne yok. Flash Forward'ın tadı damağımızda kalınca kendimize yeni bir evlat edindik ve başladık aralıksız izlemeye. Enteresan bir dizi, anlaşılamayan olayları çözme amacıyla sınır bilimle (yok ışınlanma, efenime söyliyim genleri karıştırma, paralel evrenler vs.) uğraşan bir FBI birimi var, bir ajan, kafayı sıyırmış bir prof. ve onun çok şey bilen oğlu başrolde. Önce fazla sarmamıştı ama sonra sevdik ve tükenene kadar izledik. İlla ki açıklar oluyor, ya bu ajan kızımız niye FBI'da kimse yokmuş gibi her yere kendi kendine dalıyor falan gibi, adamı delirtebiliyor. ama bilim kurgu sevenler sevecektir zannımca.

Film: Gökteki Kale
Miyazaki'nin Spirited Away (Ruhların Kaçışı) isimli filmini izlemiştim zamanın birinde, bu nasıl bir hayal gücüdür dedirtip, hayran olmamı sağlamıştı. Hasta çorbası tasta modumda yatarken koltukta, TRT Çocuk'ta (akşam izleyebildiğim tek kanal olan CNBC-e, gündüz yok oluyor, bana da bir tek nickelodeon'la trt çocuk kalıyor) bir çizgi filmin başladığını gördüm, yarı baygın halde başladım izlemeye, ardından bir sardı ve tabii belli bir noktada bunun 20 dakikalık bir çizgi dizi olmadığını, koca bir anime film olduğunu, üstelik de benim Miyazaki'ye ait olduğunu çaktım. Tavsiye ederim. Kendime de diğer filmlerini tavsiye ederim, mutlaka en kısa zamanda izlemeliyim.

Film: Shoot Em up
Clive Owen ile Monica Bellucci oynuyor diyorum. Vurdulu kırdılı bir izlenim veriyor, tamam aşırı bir beklentiye girmezsiniz ama izlememezlik de etmezsiniz sanki. Biz de kandık. Çok anlamsız, Cüneyt Arkın'ın iki düzine adamı haşat ettiği ir filmi izlesek, daha iyiydi. İzlemeyiniz efendim.


Kitap: İnci Gibi Dişler
Of 550 sayfaymış kitap, bitmedi gitti. Kötü diyemem, hatta güzel bile diyebilirim. Dur dur doğru kelimeyi biliyorum, uzun! Gereksiz uzun, Çok daha kalın kitaplar okudum, 5 ciltlik kaç kitap bitirdim, ama bu uzun. gereksiz detaylar var. Sanki sayfa üzerinden alıyormuş yazar parayı :) Bizim alamancı gençlerin hikayesinin İngiltere'deki Jamaika'lı, Pakistan'lı versiyonu. Henüz 350. sayfadayım, bitince son kanaatimi yazarım.

Film: Yes Man
Jim Carrey adamım. Romantik komedinin güzel bir örneği, seviyorum böyle filmleri...

Pazartesi, Ocak 25, 2010


Hani kapının arkasında koca kaban asılı durmasa,
çekmecenin üzerinde bere, üzerimde kazak;
Hani ellerim buz kesmiş olmasa,
yemekten dönerken yüz felci geçirmekten korktuğumu bilmesem;
Hani sadece camdan baksam,
çam ağaçlarına vurmuş şu güneşi görüyor olsam
ve bulutları; şeker pembesi;
bahar geldi sanırdım.
Hani bir haber çıkmıştı gazetelerde zamanın birinde, kitapları okuyor, sonra başkaları da okusun diye alabilecekleri bir yere bırakıyorlardı. Kim ne zaman nerede başlattı bilmiyorum, (yandaki logodan da görüleceği gibi sağlam bir site buldum, belki de onlardır başlatan) ama bu akıma ben de bir kaç kitabı ortalığa salarak katıldım geçen sene. Her neyse diyeceğim o ki bugün yemek masasında bir ilan gördüm, Prof'lardan biri sağolsun, bunu üniversite çapında başlatmış, sanırım oraya bir dolu kitap bağışlayacağım. Beğendiğim bir şey olursa sanırım alıp okuya da bileceğim...

Cuma, Ocak 22, 2010


Ne çok yordular yüreğimi son günlerde = (

Yine kocaman bir kazık yemişim...
Yok ben yine de pençelerimi çıkarmayacağım,
Ben yine de hayatıma giren herkesi artıdan başlatacağım.
Utanmazken onlar yalan söylemeye,
Ben yalanlarını yüzlerine vurmaya utanacağım.
Bunu da yutacağım,
Acısını kimseden çıkarmayacağım.
Kısasa kısas yok bizde,
Yok yok, bu çarka katılmayacağım.
Ama içim ferah,
Elbet sonunda ben kazanacağım...

Perşembe, Ocak 21, 2010

Sanırım kitapları bu kadar sevmemi, benim kaç aylık olduğuma bakmaksızın bana kitap okuyan, her gün kitapçıya götürüp kitap alan annem sağladı... Kütüphanede hele hele o kitapçılarda saatlerimi harcayabilirim. Bir kedi gibi raflar arasında dolanır, kitaplara sürünürüm, o arada da keyfimden mırıl mırıl mırıldarım...

Dün iki yeni kitap daha aldım: Muz sesleri, Ece Temelkuran; Görünmeyen, Paul Auster
 
Bu arada hangi kitapları alacağıma karar verebilmek için Facebook'taki arkadaşlardan da yardım aldım. Bir çok öneri geldi, hem o öneriler hem de benim kafamdakileri bir araya topladım, bu vesileyle bundan sonra okuyacağım kitaplara da karar vermiş oldum:
  • İnci Gibi Dişler, Zadie Smith
  • Kayıp Sembol, Dan Brown
  • Muz sesleri, Ece Temelkuran
  • Görünmeyen, Paul Auster
  • Ejderha Dövmeli Kız, Stieg Larsson
  • Açlık Oyunları, Suzanne Collins
  • Tutunamayanlar, Oğuz Atay
  • Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar
  • Momo, Micheal Ende
  • Körlük, Jose Saramago
  • Hayvanlar Çiftliği, George Orwell
  • Kayıp Gül, Serdar Özkan

Salı, Ocak 19, 2010

Aşağıdakilerden hangisi gerçekleşmek üzere?
a) Turgay'ın canına yetti.
b) Turgay doktoraya yetti.
c) Turgay neşelenmemize yetti.
d) Turgay acil duruma koştu yetti.

Pazartesi, Ocak 18, 2010

Sanki biri koymuş içimi sıkacağa,
Eziyor da eziyor.
Sebebi kim bilir ne,
yüreğin sahibi bile bilmiyor...
Kocacım sabah "kart okuyucu" hakkında bir şey söyledi, peki ben ne anladım? "Kartopu gücü !". İşte budur, çocuk ruhunu kaybetmemiş olmak :)

Kış geldi, kar yok, kar olacak, her yer pamuklar altında kalacak, eldivenler bazanın altından çıkacak, kartopları yapılacak, torbalar alınacak, kaymaya gidilecek. Ohoo...

Pazar, Ocak 17, 2010

Çoook çok işim var, günlerden Pazar, saat  18:30 ve ben hafta sonunda bir lokma olsun, o çook işlerimden yapmadım. Hafta içi yazıp hazırladığım yapılacaklar listesini, gözüm görmesin diye bölümde bırakmışım anlaşılan, e göz görmeyince gönül katlanırmış lafını söyleyen atamıza olan saygımdan ötürü de yapmadım bir şey gerçekten.

Gerçi listemde olmayan bir çok şey var yaptım, babannemle görüşmek, yeğeni ziyaret etmek, teyzeleri görmeye gitmek, kayınvalideler, annemler, biri Amerika'dan gelme Seda olmak üzere kankileri görmeler. Haa sonra şu geçenlerde aldığım swatch bozulmuştu, onu değiştirdim. Bir de gezerken bol bol kitap aldım. Biri Vildan'a, biri yeğenime (yeni doğmuşun abisi), 3'ü de bana. Ufaklığa bir kitap alıp çıkacaktım, Vildan'ın aradığı kitabı görünce, esas satıcı gençle görüşmeye gittim, hem indirim yapıp hem de bana kitap tavsiye etmeye başlayınca kendimi kaybettim. Tavsiyeye hiç dayanamam. Yemek olsun, film olsun, kitap olsun. Çok değer veririm. Ben bugüne bugün üzerinde "nefis" yazdığı için ne idiği belirsiz bir markanın yoğurdunu alabilen annenin kızıyım. Kitapçı kitap tavsiye edecek de ben almayacağım. Yeni kitaplarımla ilgili detaylı bilgileri yakında veririm. Ama en azından kitapçının tavsiyesi olan hangi kitaptı diye merak edenler için  "Açlık Oyunları" diyebilirim.

Cuma, Ocak 15, 2010

Yaklaşık 20 gündür Google Analytics'ten blogumun istatistiklerini takip ediyorum. Aslında çok daha evvel de böyle bir girişimde bulunmuş, bir süre takip edip sonra bırakmıştım. Ama şimdilik bu takipten sıkılmadım aksine hoşuma gidiyor. Gerçi veriler %100 güvenilir değil, çoğunlukla var olandan daha az gösteriyor, neden derseniz örneğin bölümdeki okuyucularım tek bir IP ile dünyaya açılıyor, bizim saftirik google da onları tek adam sayıyor, ya da örneğin Turgay efendi, RSS teknolojisi sayesinde yazılarımı outlook'una çekip okuyor, haliyle sayfaya tıklamadığı için Google onu adamdan saymıyor. vs. vs.

Sadede gelirsek 20 günlük raporumu sizlerle paylaşmak istiyorum.
  • 11 farklı ülkeden,
  • 258 farklı kişi,
  • 650 ziyaret,
  • 958 sayfa görüntüleme.
  • 1 günde en düşük 15 kişi, en yüksek 64 (facebook'a adresimi yazdım da, ondan 64'e fırladı :).
Tabii daha dünya kadar veri var, hepsi yazmam mümkün değil... Ama ilgilenen çıkarsa önümüzdeki günlerde yeni verilerle karşınıza çıkabilirim :)

Yaaa yazmayı unuttum, ben Petrol Ofisi'nin yılbaşı çekilişinden telefon kazandım, samsung C5510. Ne güzeel! Zamanın birinde de radyonun sabah programından Finansbank kredi kartımın 250 TL'lik borcunun ödenmesini kazanmıştım. Ne şanslıyım...

Çarşamba, Ocak 13, 2010

aşkın doğuşu...

(Not: Resim tarafımdan aşkıma özel yapılmıştır,
görülen huzurun ötesinde heyecan barındırmaktadır...)

Salı, Ocak 12, 2010


İşlerim başımı aştıkça aşıyor,
aştıkça aşıyor,
ama niyeyse bu beni pek de mutsuz etmiyor,
sanırım boyum uzuyor :)

Pazar, Ocak 10, 2010


Yenge oldum... Hiç bir bebeği bu kadar yeni doğmuş halde görmemiştim. Odada beklememiştim. vs vs. Şaşkınım, hatta sarsılmış durumdayım. Sanırım anne olmakla ilgili henüz yapmaya başlamadığım planlarımı, çıkmaz ayın son çarşambasına doğru erteliyorum...

Cumartesi, Ocak 09, 2010

Konstre meyve suyu. Cık...
Konstre yumuşatıcı. Cık...
Konsantre ben!
Evet evet!
İşte asıl olması gereken!

Cuma, Ocak 08, 2010



Sabah aklımda Gonca'yla uyandım. Turgay'la Vildan vardı yanımda rüyamda; Gonca'nın kendi yoktu, yokluğu vardı :( Sanırım İstanbul'daki hayatından haberler aldıkça, gidişi aklımda somutlaşmaya başladı. Bölümün kapısında dışardayız, fidan gibi bir şey var, daha çıtır yeşil ve üzerinde goncalar. Ama kesilmesi gerekiyor, Vildan, Turgay ve ben de kesilmemesi için uğraşıyoruz, nasıl keseriz, Gonca'ya bunu nasıl yaparız diyoruz... Yeni bir araştırma görevlisi gelip Gonca'nın masasına mı yerleşecek, biz de onu kabullenmeyecek miyiz nedir yorumu bilemedim; ama Gonca'sız bölüm eksik onu biliyorum...

Perşembe, Ocak 07, 2010

Yeni yıl geldi ya, geride kalan yılı değerlendirmek, yeni yıl için yeni planlar yapmak farz oldu. 2005'ten 2006'ya geçerken yazdığım aynı konulu bir yazı vardı, blogdan bulup okudum onu, işin kötüsü bir değişiklik yok. O yıldır bu yıldır aynı tas aynı hamam, işte bir tek aşkla, sevgiliyle ilgili planlarımı gerçekleştirebilmişim, e nihayetinde evlendim. Şimdi yazının özetinin üzerinden gidelim:

2006 dilekleri

2006’dan beklentilerim
Ben ve cevremde saglik, huzur
Mutlu bi aile hayati
Guzel bi is hayati
Eski dostlarla derinlesen dostluklar & yeni dostlar
Bi adet 5 yildizli sevgili
Bol para

2006'nin benden beklentileri
Daha az abur cubur, daha saglikli beslenme,
Yukardakilere bagli olarak zayiflama, en azindan sabit kalma :)
Alkolle daha az munasebet…
40 yilin basi degil duzenli tenis oynama.
Gerekli konularda doktora gorunmek.
Tezimi Haziran’a yetistirmek icin yeterli caba.
Toefl’dan iyi puan, bunun icin de haliyle calisma.
Piyano derslerine baslama.
Duzenli dolaplar, cekmeceler.
Almancami geliştirme.
Fis, visa vs’lerin duzenlenmesi.
Bakimli saclar, eller vs.
Giyime ozen gosterme

Turuncuyla işaretlenmiş olan: "Bi adet 5 yildizli sevgili" ve "Alkolle daha az munasebet" maddelerini 4 yılda gerçekleştirmeyi başarabilmişim. Sarı işaretli "Tezimi Haziran’a yetistirmek icin yeterli caba" (Söz konusu olan yüksek lisans teziydi, yerine doktorayı yazarız.) ve "Toefl'dan iyi puan" (Bu puan Amerika'ya akademik amaçlarla gitmekti, o yüzden hala geçerli.) maddelerindeki ufak güncellemelerle hala listedeki yerini koruyor. Geri kalanı da aynı zaten. Anlayacağınız yerimde saymışım 4 yıldır. Al bu listeyi kopyala yapıştır, 2006'ları 2010 olarak bul/değiştir. Skandal...

Çarşamba, Ocak 06, 2010

Bu dönem verdiğim Okul Deneyimi dersi nihayet bitti. Biraz evvel son dersinden çıktım. Bir saatlik ders nasıl bu kadar yorabilir, baş ağrısına sebep olabilir ve dersin hazırlıkları ile değerlendirmesi nasıl bu kadar vaktini alabilir... Hala okuyacağım 45 kişinin final raporu var, tabii ek raporlar da, not verme de ayrı bir dert. Neyse yine de keşke girmeseydim diyeceğim bir durum yok. Bunlar 4. sınıflar ve yakında gidecekler, üstelik şu an onlardan başka sınıfı tanımıyorum, gittiklerinde boşluğa düşeceğim kesin...
Neşem kaçtı mı hiç bir şeye benzemiyorum.
Yapacak bir şey yok, kaçıranlar utansın...

Salı, Ocak 05, 2010

Acaip yoğunum, başımı kaşıyacak vaktim yok. EF derginin web'den yayınlanması işi de Gonca'dan bana miras kaldı. Sanırsın teknik bir adamım, neyse kader utansın, yapıyoruz bir şeyler. Artık bu yeni işimle birlikte araştırma görevliliğinden jokerliğe terfi ettiğimi düşünüyorum :)

Pazartesi, Ocak 04, 2010



Unutmadan; bu seneki yeni yıl temalı çalışmalarım arasında, teyzemlere hediye olarak verdiğim fotoğrafları koyduğum zarfların üzerini resimlendirmek de var... (Noel Baba'nın sakalındaki beyazlar ve kardan adamlıdaki karlar malzeme yetersizliğinden dolayı can çekişen bir daksille yapılmıştır.)

Pazar, Ocak 03, 2010


Geçen hafta minik bir çam ağacı kurduk kocacımla, güzel evimize, küçük ailemize yakışır şekilde :) Aldığımız hediyeleri koyduk altına, dünya kadar süs astık üstüne, bir de güzel ışıklandırdık hem ağacımızı hem salonumuzu.

Geçen günse giyip kırmızılarımızı yeni yıl temalı fotoğraflar çekelim dedik. O fotoğrafları da yeni yıl kartı olarak dostlara gönderdik.

Haa bir de ışıktan çam ağacı yaptık, ben ışığı çevirdim, kocacım da uzun uzun pozladı. Yeni yıla özel faaliyet gösterdiğim sanat dallarına fotoğraf da eklenmiş oldu böylece.