arkası yarın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkası yarın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ekim 20, 2006

arkası yarın: "Hayatın İçinden" bölüm no:10-SON

3 ay sonra...
- Neyse ya sen beni boşver, senden, seninkinden naber? dedi Arzu konuyu kapatmak istercesine.
- Bi problem yok bizde, iyi gidiyor herşey. Boşuna değiştirmeye çalışma konuyu, beni değil seni konuşucaz. dedi Selen, Arzu'nun kaçma çabasını bastırcak şekilde. Birbirlerini 3 aydır görmüyorlardı. Önce Selen çıkmıştı yurtdısına tatil icin. O geldiginde ise Arzu gitmisti. Bir kac kez telefonda gorusebilmislerdi. Cızırtılı telefon gorusmelerinden 2 carpici nokta cikmisti. Birincisi Ece'yle küstükleri, ikincisi ise o evli adamla olan ilişkisinin bittiğiydi. Yurtdışına çıkışı da her zamanki gibi kaçmak içindi anlaşılan. Selen üzülmüştü iki habere de. Gerçi sevinmesi gerekiyordu, en azından bu çarpık ilişkinin bitişine. ama arkadaşının kırılan kalbini düşündükçe üzülmemesi elde değildi. Konuya Ece'yle girmeye karar verdi.
- Ne şimdi kızım sizin derdiniz, niye bozuştunuz Ece'yle? Yediğiniz içtiğiniz ayrı gitmiyordu.
- Ya inanki konuşmak istemiyorum bu konuyu. Biliyorsun Ece, Yavuz'la müstakbel kocasının arasında kalmıştı. En sonunda da tatile çıkmaya karar vermişti kafa dinlemek icin. İkisinden de ayrılacaktı. Sanki bunları söyleyen o değilmiş gibi devam etti, ikisiyle de konuşmaya. Biliyosun Yavuz benim yakın arkadaşım bi noktadan sonra ister istemez bulaştım işin içine. Derken sarpa sardı işte. Birbirimize girdik. Ağır sözler söyledik. Şimdi de -meraba-meraba- başka bi şey yok.
- Haydaa! diye söylendi Selen, elini dizine vurarak. Oldum olası anlayamazdı iki hemcins dostun kavgasını. Gerçi bi kere başına gelmişti. Ama bambaşka bi mevzuydu o. Kavgayı çıkaran Selen olmamıştı, küsen de, o sadece düzeltmeye çalışmıştı aralarını, hepsinin bir yanlış anlaşılmadan ibaret oldugunu dusunuyordu, ama sonunda yorulup bırakmıştı. Herşeyin belli bir enerji karşılığı oldugunu dusunuyor ve duzeltmeye calistigi bu iliskiden, alacagi bir enerji olacagina inanmiyordu. Ustelik düzeltmek icin harcadigi da cabası.
Sıyrıldı düşüncelerden ve ister istemez
- Ben sana söylemiştim. dedi. Girmeyecektin aralarina, of Arzu, hiç akıllanmıyorsun!
Arzu'nun başını önüne egdigini gördü, onu kırmak istemiyordu. Ama geç kaldıgını hissetti, yine de zararin neresinden dönerse kârdı. Konuyu değiştirmek istedi, bu mevzuya sonra dönecekti.
- Pekala kapatalım bu konuyu, sonra yine döneriz. Ayrılık meselesini anlat. Nası kapandı o konu?
- Aah! işte o konu öldürüyor beni! İzmir'e biletimi almıştım, hatırlıyor musun, senle görüştüğümüz son gün. Ama bunu söylemedim bizimkine. Sürpriz yapmak istedim. Gittim otele, son bir kez karısını kontrol ettim, iş yerini aradım, ofisindeydi, kapattım telefonu. Oda numarasını buldum bizimkinin. Çıktım odaya, tıklattım kapıyı ve "oda servisi" dedim. Araladı kapıyı belinde sadece bir havlu vardı. Daldım içeri ve sarıldım boynuna. Şaşkınlık içinde yüzüme bakıyordu. Bir kaç saniye içinde kavradım olayı. Yatakta onu bekleyen bi kadın vardı. "Sevgilim" diye seslendi. Dondu kaldı, ne yapacağını bilemedi, çarptım çıktım kapıyı ben de. O gün bugündür konuşmadık bi daha.
- vay be! bir türk filmi edasında bitirmişsiniz ilişkiyi. sana bişey söyliyim mi? bence iyi olmuş. yoksa iyice süründürecekti bu seni. temizinden, herifin de kıymet verilcek biri olmadığını anlamış şekilde bitmiş.
- Evet evet ben de aynı şekilde düşünüyorum. Geçti gitti... hiç düşünmedim zaten yurtdışındayken de, aklıma bile gelmedi, bi süre sonra...
- Ece napiyo peki şimdi?
- Onun bi kankasi var Berrin diye, bilmiyorum tanıştın mı? Neyse işte onla karşılaştım gecen gün. Naptı, ne etti diye sordum. İyiymis. Erkeklerin ikisini de çıkarmış hayatından. Kendine bi çeki düzen veriyomuş. Mezun olmuş ve bi işe başlamış. Bu aralar da hayatında kimse yokmuş. İş-ev-arkadaşlar arasında gidip geliyomuş. İşte öyle.
- İyi iyi sevindim onun adına. Küslüğünüz konusuna daha detaylı eğilcez. Ama şimdi kalk da biraz dışarı çıkalım. Karnım acıktı, bişeyler yer içeriz.
- Tamam.
- Aaa! unuttum söylemeyi! Pınar sevgili yaptı kızım kendine. Tanıştım ben, çok tatlı biri!
- Aaa! hadi ya! çok sevindim. ben sana söyliyim, evlenirler onlar...
- Hoppalaa, daha tanımadan etmeden nerden biliyosun.
- Biliyorum biliyorum. Elmanın sapı, üzümün çöpü diye kimseyi beğenmedi Pınar bunca yıldır, bunu beğendiğine göre bi hikmet var. Ben bekliyorum 6 aya evlilik kararını , bak görürsün. dedi Arzu bilmiş tavırlarıyla. Güldü Selen;
- Ne diyim olabilir, hayırlısı. Dur dur bi iki haberim daha var. Evlilik diyince geldi aklıma, Bahar evleniyo bir kaç ay içinde.
- Siz tanıştınız mı çocukla?
- Evet, Pınar da ben de sevdik. İyi birine benziyo. En azından çok kıymet verdiği belli.
- Ozan naptı? Ohoo amma çok konu birikmiş, kurumuş kalmışım, dedikodusuzluktan. dedi Arzu kikirdeyerek.
- Yok onda bir şey, o son kızdan da ayrıldı, hani sarışın olan, 5 ay filan çıktılar işte. Gönlüne göre birini bulamadı yaa, üzülüyorum valla.
- Suat?
- İyi, yerinde keyfi, bıraktığın yerde, bi gelişme yok onun da hayatında. Eski karısı aramış geçen gün. Şaşkındı biraz. Öyle havadan sudan konuşmuşlar. Peki ya Gamze'den haberin var mı? Döndü Türkiye'ye, bitirdi geldi okulu. Bil bakalım hangi güzide şehrimize taşınıyo?
- Nolcak İstanbul'a taşınıyodur.
- Evet. dedi Selen dudaklarını büzerek. Üzülüyordu Gamze'nin gidişine, gerçi buralarda da iş bulmasının zor olduğunu biliyordu. Hem en yakın arkadaşı da ordaydı Gamze'nin. Orada daha mutlu olurdu muhtemelen. Tüm bunları geçirdi aklından dalgın bakışlarla.
- Hadi hazırım ben. dedi Arzu rujunu sürerken. Kalktı Selen koltuktan.
Kapıyı kilitledi Arzu, Selen kaç yıldır bu kapıyı çaldığını düşündü, kaç kez Arzu'nun bu kapıyı kilitleyişini izlediğini. dostlarından uzaklaşmanın ne korkunç bir şey olacağı fikri dönüp duruyordu kafasında ne zamandır, ya o bu şehirden gitseydi, ailesi, arkadaşları, sevdigi, alistigi yerler... Aykut ona başka şehirde yaşama hayallerini anlattığından beri, durmadan bunlar geliyordu aklına... o sırada trafik ışığına takıldı gözü.
- Arzu koş koş yeşil yandı, geçelim karşıya diye çekiştirdi Selen Arzu'yu.
Karşıya geçtiklerindeyse koluna girdi Arzu Selen'in, başladılar yürümeye, nerede yiyeceklerine karar vermeye çalışarak.
- İkizleri de mi arasak dedi Selen. Belki bu taraftadırlar, bizimle gelirler yemeğe.
- Tamam dedi Arzu. Onlarla da görüşemedim, geldiğimden beri. Arayalım tabii...

Salı, Temmuz 18, 2006

arkası yarın: "Hayatın İçinden" bölüm no:9

Teşekkür ederek kapattı Arzu telefonu. Karar vermişti İzmir’e gidiyordu.
- Yaptırdım rezervasyonumu. diyerek salona girdi.
Oysa duymadı Ece, Arzu’nun o koca yeşil koltuğunda uyukluyordu. Evinde zor oturuyor, devamlı sokağa çıkmak istiyordu. Karmakarışıktı kafası, evden çıkınca durulacağını zannediyordu. Çoğu zaman, böyle bir yere varamadığını fark edip, bir tane sakinleştirici yutuyordu. İlaçlardan bir tek Arzu haberdardı ve bu durum onu korkutmaya başlamıştı. Yaklaşık 1 ay olmuştu Yavuz hayatına gireli ve ona karşı beslediği güzel duygulara rağmen, genel olarak hayatı hiç de iyi gitmiyordu. Saatlerce havadan sudan konuşuyordu bazen, sanki hiçbir şey yokmuş gibi aklında, sonra birden bire asılıyordu yüzü, “Yavuz” diyordu. Bu tek kelimenin ardından ya gün boyu susuyor ya da bir ilaç yutup uykuya dalıyordu. Uyumak kaçıştır hayattan. Düşünmezsin ya uyurken, bir şey yapman gerekmez ya, telefonlara çıkman, insanlara dert anlatman... Uyu uyuyabildiğin kadar. Uyu, çünkü uyandığında farklı bir dünya bulmayacaksın bıraktığından…

- Ece kalk artık, saat kaç oldu!
- Rahat bırak beni Arzu!
- Hayır, kalk diyorum, bir şeyler yemen lazım.
- Aç değilim!
- Kalk dedim! Arzu ittirdi koltukta Ece’yi, en azından 3 saattir uyuyordu, akşam olmuştu ve sabah Arzu’nun zorla yedirdiği bir parça peynir ekmekle duruyordu. Kimi yemeğe vurur sıkıntılı zamanlarda kendini, kimi yememeye…

Kalktı Ece. Arzu onun bu halini görüp hem acıdı, hem kızdı, hem üzüldü… Ve Ece’yle çok ciddi bir konuşma yapmaya karar verdi. Aslında kendi hayatı ve ruhsal durumu Ece’ninkinden fenaydı, Ece ona “sen kendine bak” dese söyleyecek lafı yoktu. Ama yine de vazgeçmedi kararından. Arayıp Selen’i de çağırdı. 3’ü sabaha kadar konuştular, onlarca konu tartıştılar, Ece’nin durumunu deşebildikleri kadar deştiler, sonra da toplamaya çalıştılar. Harcanan 10 saatin sonunda Ece’nin bir karara varmasını sağladılar.

Ece nişanlısından ayrılacaktı. Yavuz’u sevebiliyorsa onunla evlenemezdi. Ayrıca yarım bir kalbi hak etmeyecek kadar da değerli biriydi nişanlısı. Bunu ona açıklamak da ayrı bir dertti ama hiç değilse kararsızlıktan, sadece duygusal da olsa aldatmaktan ve kendi kendini yemekten daha iyiydi. Yavuz’a ne diyecekti onu da bilmiyordu. En azından bir süre onunla da görüşmeyip, kafa dinlemeye karar verdi. Tatile çıkacaktı, bu şehirden uzaklaşacak Yavuz’la ne yapacağına da orada karar verecekti.

Cuma, Temmuz 14, 2006

arkası yarın: "Hayatın İçinden" bölüm no:8

Arzu aramıştı Selen’i, iş çıkışı çaya çağırmıştı. Gitti Selen, Arzu sanki gün geçtikçe kötülüyordu. Selen ne yaparsa yapsın, ne söylerse söylesin direniyordu Arzu, acı çekmesine rağmen ondan vazgeçmek istemiyordu. Bu akşamın konusunu da, çay davetinin nedenini de ilk 2 dakikada anlamıştı Selen. Bizimki aramıştı bugün Arzu’yu, bir seminer için hafta sonu İzmir’e gideceğini, karısının çocuklarla evde kalması gerektiğini, isterse Arzu’nun gelebileceğini söylemişti. Arzu’nun yüreği hoplamıştı tabi yerinden bu teklif karşısında, ama yine de tamam diyememişti Selen’le konuşmadan. Selen’in kızacağını, “Arzu gitme, daha kötü olursun, bu iş böyle yürümez, gel vazgeç bu sevdadan.” diyeceğini adı gibi biliyordu. Ama nafile, yüreğe söz geçmiyordu. En azından Arzu’nun sözü geçmiyordu yüreğine. Selen’e kalsa çoktan bitirmişti böyle bir ilişkiyi.

Daha mantıklıydı Selen Arzu’ya göre, hatta sadece Arzu’ya değil tanıdığı bütün kadınlara göre daha mantıklıydı. Taş kalpli ya da kalpsiz bile denebilirdi. Basite indirgemişti Selen hayatı, hayattaki tek amacın mutlu olmak olduğunu düşünüyor, ona göre hareket ediyordu. Üzmesine izin vermek istemiyordu kendisini kimsenin.

Selen’inki doğru muydu ayrı mesele. Onun yaptığı da, üzülme ihtimalini düşünerek riske girmemekti. Kimseye fazla değer vermemek, hepsinin gün olup gideceğini düşünerek, en baştan itibaren duygularını bu duruma uygun olarak geliştirmekti. Birini fazla sevmez, varlığına fazla alışmazsan, yokluğuna da üzülmezsin çok fazla. Gerçi aklı karışıktı Selen’in bu konuda çünkü Pınar hep şöyle derdi ona, “Henüz senin karşına doğru kişi çıkmadı. Çıktığında böyle düşünmeyeceksin, tüm benliğinle seveceksin onu zaten. Elinde olmayacak bazı şeyler…” Bir yandan inanmak istiyordu bu düşünceye Selen, bir yandan da reddediyordu. Hem kaptırmak istiyordu kendini bir sevdaya, hem iplerin hep kendinde olmasını istiyordu. Hem sevmek istiyordu delice, hem üzülmek istemiyordu. Ne yazık ki bunların ikisi yan yana hiç gelmiyordu. Aşk acı demekti aynı zamanda…

Çarşamba, Temmuz 12, 2006

arkası yarın: "Hayatın İçinden" bölüm no:7

Ozan söylendi kendine kendine, “Bari Selen’le buluşayım”. Hiç duraksamadan çevirdi cebini ezberden ve bezgin bir ses tonuyla konuya girdi direk.
- Akşam buluşalım mı?
Selen Ozan’ın selamsız sabahsız telefonlarına alışkın olduğu için hiç garipsemeden cevapladı.
- Mesaiye kalmam gerekebilir.
- Olsun yine de buluşalım.
- Hmm, anladım yine iyi değilsin sen. Tamam ararım çıkınca, nerede buluşuruz?
- Bana gel, sürünmeyelim sokaklarda.
- Anlaştık.

Ozan’ın yine kız arkadaşıyla başı dertte olmalıydı, ne aile, ne iş bozmazdı onun asabını genelde. Varsa yoksa gönül meseleleri… Neredeyse 10 yıllık arkadaştılar Selen’le. Her şeylerini biliyorlardı birbirlerinin. Beraber gülüp eğlenirlerdi ve en çok da peşinden yas tutulan aşklar için ağlarken kullanırlardı omuzlarını birbirlerinin. Gizli saklı yoktu aralarında. Çoğu zaman birbirlerini sertçe eleştirirlerdi. Diğeri de çıkarmazdı sesini, aslında ikisi de birbirinden beterdi. Ozan 1 hafta evvel yeni başladığı ilişkisini, kıza nasıl da aşık olduğunu anlatırken, 2 gün önce “bu iş yürümez” demeye başlamıştı. Kızmıştı bu sefer Selen iyice:
- Yeter artık ne istediğine bir karar ver. Artık birinde karar kıl. O kız gitsin, bu kız gelsin. 2 hafta önce bu kızı nasıl elde edeceğine dair taktik veriyordum sana. Başladınız çıkmaya, sevineceğine sen de başladın söylenmeye.
- Yok yok “yalan dostum aşk diye bir şey yok!”
- Oof!

Ancak 10 gibi buluşabildiler. Selen Ozan’ın balkonundaki minderlere yayılmıştı. İçerden Ozan’ın sesini duydu.
- Bitti mi biran, getireyim mi yenisini?
- Getir bitti.
Ozan elinde 2 şişe bira çıktı balkona, Selen’e bir kazak uzattı.
- Üşümüşsündür belki.
- Aa süpersin… Hadi, gel otur da anlat bakalım, neler yapıyor senin kız?
- Yok yürümeyecek bu iş.
- Başlama yine. Nedenmiş? Naptı kız? Daha doğrusu sen naptın kıza?
- Hemen beni suçlamaktan vazgeç.
- Napim alışkanlık işte. dedi Selen gülümseyerek...

Salı, Temmuz 11, 2006

arkası yarın: "Hayatın İçinden" bölüm no:6

Tekrar çevirdi Selen Arzu’nun telefonunu, hala açmıyordu. Kapatıp başka bir numara tuşladı.
- Efendim Selen?
- Selam Ece, naber?
- İyidir, senden?
- Benden de iyilik, Arzu senle mi?
- Hayır evde olması lazım. 1 saat evvel konuştuk, çıkmayacaktı dışarı.
- Peki sağol, var mı senin hayatında bir gelişme? Yoksa kararsızlığın devam mı ediyor?
- Oof, uzun hikaye kızım. Benim dersim bitti, birazdan Arzu’ya gidicem. Çıkınca işten, sen de gelsene.
- Mesaiye kalıcam sanırım. Siz takılın, ben ararım gelebilecek olursam…

Kapattı Selen telefonu, bu sefer de Ece için üzüldü. İnsanın umutsuz aşka düşmesi kadar, kalbinin, sevdiğini sandığı adamdan çok, başka birinde atması da kötüydü. Hele de durum onunki gibi evlilik kararı almış biri için çok daha zordu. Sevgiliyken daha kolaydı karar vermek. Aklı nişanlısı için “onun gibisini bulamazsın, işte sana evlenilecek adam, daha ne olsun.” derken, kalbi “bırak her şeyi Yavuz’a koş” diyordu. Ne tuhaftı, insanın aşık olduğu ve evlenmek istediği insanın farklı olması. Yavuz’la evlenmek istemezdi Ece. Onunla aynı evi paylaşmak, onunla bir ömür yaşamak ya da onun çocuklarının babası olmasını istemiyordu. Sadece bir türlü vazgeçemediği tutku vardı Yavuz’la arasında. Eli eline değse bile ateş basıyordu. Soğuktan ürperen kollarını okşasın, ısıtmak bahanesiyle ya da bluzunun içine girmiş saçlarını nazikçe çekip çıkartsın diye dua ediyordu. İyi vakit geçiriyordu onunla, geziyor, gülüyor, eğleniyordu. Ama o kadardı işte, devamı gelmiyor ve bunlar evlenmeye yetmiyordu. Aslında Selen’e de sık sık olurdu bu, o sevgililerinden biriyle bile evlenmeyi düşünmemişti. Hatta neredeyse tüm ilişkilerinde erkek arkadaşları onunla evlilik hayalleri kurarken, tıpkı erkeklerin evlenme hayali kuran kızlardan kaçtığı gibi, Selen de onlardan kaçmıştı. Onlar gibi düşünmüyor olurdu evlenmeleri konusunda, onların daha fazla kendine bağlanmasına sebep olmamak için de ayrılırdı sevgililerinden.

Pazartesi, Temmuz 10, 2006

arkası yarın: "Hayatın İçinden" bölüm no:5

Uzun uzun çaldırdı Selen Arzu’nun ev telefonunu, açmadığına şaşırdı, o mızmızlığını bırakıp evden çıkmış olabilir miydi? Pek ihtimal vermedi buna, duşta olduğunu düşündü, haklıydı da. Arzu bu aralar evde boş boş oturuyor, canı hiç bir şey yapmak istemiyordu, buzdolabıyla televizyonun önündeki koltuk arasında mekik dokuyor, sanki iyi gelecekmiş gibi durmaksızın ağzına bir şeyler tıkıyordu. Ancak yakın arkadaşlarının telefonlarını cevaplıyor, bir tek onlarla görüşüyordu. Selen sık sık arıyordu onu. Çünkü hem neler hissettiğini çok iyi biliyor, hem Arzu’yu çok iyi tanıyordu, onun bu beladan sıyrılmasının epey zaman alacağını düşünerek, üzülüyordu arkadaşı için. Birini sevmek hiç bu kadar kötü olamazdı. Diğerlerinde her zaman bir umut olurdu çünkü... Giyinir süslenirdin, onu göreceğin, onunla aynı ortama gireceğin için sevinirdin, edeceğiniz bir kaç cümle, beraber gideceğiniz bir film heyecan verirdi, hoşlanmıyorsa bile belki bir gün hoşlanırdı o da senden, belki bir gün gelirdi sana. Oysa evli birini sevmek bambaşka bir şeydi. Hiç bir zaman gelmeyeceğinden emin olurdun. Sana bunu tüm yalınlığıyla söylerlerdi. Bilirdin her zaman karısından, çocuklarından sonra geleceğini, seni ancak fırsat bulursa arayabileceğini ve senin asla onu arayamayacağını. Günlerce, haftalarca her telefona, onun aradığını umarak koşardın. Belki birinde ondan olurdu telefon, çok da sıcak olmayan bir sesle halini hatrını sorardı. İyi olup olmadığına bakar, aslında bunu tamamen seni biraz sakinleştirmek, olası bir çılgınlığını engellemek için yapardı. Bir delilik yapıp onu aramandan, kalkıp yanına gitmenden, birilerine ilişkinizden bahsetmenden korkardı aslında... Ve sen uzunca bir süre seni özlediği için aradığını zannederdin. Esas sevdiği kadının sen olduğunu ama çocukları için o evliliği sürdürmesi gerektiğini düşünürdün. Onu, çocuklarını düşünen bir adam olduğu için daha çok sever, bu durumu hoş görürdün. Bir süre sonra aramalar azaldığında ya da kulağına karısıyla nerede görüldükleri, nasıl el ele gezdikleri, ne kadar mutlu göründükleri çalındığında, hafif de olsa kalkardı gözündeki perde. Bir kuşku düşerdi içine, neden o hayatına devam ederken senin süründüğünü sorgulamaya başlardın. Akıllı bir erkekse, anlardı sesinin tonundan aklından neler geçtiğini ve seni kaybetmemek için hemen hoşuna gidecek adımlar atardı. Bir çiçek gelirdi evine isimsiz. Bir otel odasına davet alırdın belki. Odada yerdiniz yemeğinizi, ne de olsa insan içine çıkamazsınız siz. Sevişirdiniz, ama uyumazdı koynunda, karısına, gerçek yatağına dönerdi. Yalnız uyanırdın. Bir gün evvel gözüne çok güzel görünen loş oda, güneşin içeri dolması ve sandalyede asılı ceketin yok olmasıyla, tokat gibi gelirdi insana. Ama yine de yüreğin durulmuş olurdu biraz. Akşam duyduğun güzel sözlerini döndüre döndüre tekrarlardın, herşeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlar gülümserdin kendi kendine. Ne de olsa kısıtlı bir zaman olurdu hep, beraber geçirebileceğiniz, ancak tekrar tekrar düşünerek yayardın sen onu tüm zamana. Başka türlü tutamazdın devamlı hayatında...

Cuma, Temmuz 07, 2006

arkası yarın: "Hayatın İçinden" bölüm no:4

Selen önce annesini aradı, daha dün gece Arzu’da kalmıştı, 2 gün üst üste eve gitmemesine kesin kızardı ailesi ama Pınar’ın sıkkın canından bahsettiğinde biraz söylenerek de olsa izin vereceklerinden emindi. Sonra Aykut’u aradı, durumu anlattığında her zamanki gibi anlayışla karşıladı Aykut, ertelediler programlarını. Sıra Bahar’a gelmişti, bir telefon görüşmesiyle onu da halletti ve Pınar’ı arayıp herşeyin yolunda olduğunu, akşam da pizza ısmarlayabileceklerini, yemek için uğraşmamasını söyledi.

Selen yoldan Bahar’ı aldı, ne şanslılardı ki bugün hiç birinin mesaiye kalmasına gerek kalmamış hepsi ofislerini 6’da terk edebilmişlerdi. Pizzaların başına oturduklarında, her zaman olduğu gibi lise anılarıyla başladılar sohbete. Her konuyla ilgili bir anıları vardı sanki. Hiç durmadan liseden bahsedebilirlerdi aslında ama bugün bir araya Pınar’ın derdini dinlemek için toplanmışlardı.
- Pekala bırakın anıları, Pınar’ın konusuna geçelim ama ondan evvel seni bir yoklayalım Bahar Hanım. dedi bıyık altından gülümser bir tavırla Selen.
- Yok bir şey ben de, işte bildiğiniz gibi. İyi gidiyor...
- Eminsin di mi? Bize söylemek istediğin bir durum var mı? Üzmüyor değil mi seni? Umarım saçmalamasına izin vermiyorsundur eskiler gibi. diye atıldı Pınar.
- Yok yook, gerçekten çok iyi davranıyor bana. Hiç öyle aşırı kıskançlığı yok. Zindan etmek şöyle dursun bana dünyayı, acaip iyi vakit geçirmemi sağlıyor.
Bahar’ın bu sözlerine rağmen, tüm şüpheleri kaybolmamış olsa da kızların, içlerine su serpildi bir miktar. Her zaman korkarlardı Bahar’ın birileri tarafından ezileceğinden. Öyle iyi niyetli biriydi ki eşine rastlanmazdı dünyada. Bu yüzden hep kollarlardı onu, bazen fark ederdi Bahar, bazen ruhu bile duymazdı.

Perşembe, Temmuz 06, 2006

arkasi yarın: "Hayatın İçinden" bölüm no:3

Daha telefonun melodisini duyar duymaz sıcak bir gülümseme yayıldı Selen’in yüzüne. Değiştirmişti Aykut’un melodisini, telefon uzağındayken bile tanımak için. Telefonu kapıp şirketin merdivenlerine koştu, dışarı çıkmak üzere.
- Efendim hayatım?
- Selam bebek. Nasılsın?
- İyiyim. Senden naber?
- Benden de iyilik. Ama bugün Selen’imi görebilirsem daha da iyi olacağım. Akşam evde sinema keyfi ve yemek öneriyorum.
- Hmm. Ne güzel bir teklif. Ne yemek yapacaksın bakalım bu sefer bana?
- Makarna ve köfteye ne dersin?
- Harika derim...
- O zaman bekliyorum iş çıkışı. Öptüm seni...
- Anlaştık, öptüm ben de...

Telefonu kapattı Selen ve kapatır kapatmaz tekrar çalmaya başladı. Arayan en yakın arkadaşı Pınar’dı. Neşeli bir sesle açtı telefonu, ama Pınar’dan aynı neşeli sesi duyamadı. Allak bullak olmuştu Pınar, nefes bile almadan hoşlandığı çocuğun şirketten bir kızla gizli gizli ilişki yaşadığını tahmin ettiğini anlatıyordu. Baran’ın kendisinden hoşlanmamasını bir kenara bırakmış, nasıl olurda onun gibi bir kızla beraber olabileceğini soruyordu durmadan. Ondan hoşlanabiliyorsa zaten kendisine uygun olmadığını söylüyordu, ama çoğu zaman olduğu gibi dilin ucunda kalıyordu bu mantıklı düşünce, beyinden kalbe gelmiyordu. Kalp inat ediyor, kimi severse sevsin, benim sevdiğim odur diyordu. Akşam ne yapacağını sordu Pınar Selen’e.
- Bize gel Selen, evde oturalım akşam, hatta bizde kal. Bahar’ı da ararız. Nolur, canım çok sıkkın...

Çarşamba, Temmuz 05, 2006

arkası yarın: "Hayatın İçinden" bölüm no:2

Sofradaydılar, Arzu krep yapmıştı bu sabah, çaylarını yudumlarken Ece
- Neyse senle benim durumum vahim, ama hiç değilse Selen mutlu gibi dedi.
Arzu hızlıca kaldırdı başını krepten, ağzı doluydu başını salladı ve zorla lokmasını yutarak
- Evet, evet dedi. Onu hiç böyle görmemiştim. İlk defa bir ilişkisine azıcık da olsa ciddi yaklaşıyor. O vurdumduymaz tavrı yok. Şimdiye kadar tüm ilişkilerine bitecek gözüyle başlamıştı. Kimbilir bu sürer gider.
- Ben Selen'in nerdeyse tüm erkek arkadaşlarını gördüm, ama hiç aşık olduğunu görmedim sanırım. Sevdi, her birini çok sevdi ama hiç sen ya da ben gibi olmadı.
- Sen bilmezsin, ben şahit oldum bir kere. Delirdi biri için, öldü bitti, gururu mururu bıraktı bir kenara. Şimdiye kadar bir tek onunla evlilik hayalleri kurdu, ki bilirsin Selen'i, hayatının geri kalanını tek bir insanla geçirme fikri her zaman rahatsız etmiştir onu. Yaşadılar o şerefsizle bir şeyler ama çıkmadılar. Daha doğrusu Selen istedi ama olmadı işte. Yıllarca sürdü, saçma sapan, hastalıklı, ne olduğu belirsiz ilişkileri...

Salı, Temmuz 04, 2006

arkası yarın: "Hayatın İçinden" bölüm no:1

Sabahın 7siydi, telefonunun alarmı çalmaya başladıgı an actı gozlerini. Hiç mızmızlanmadan kalktı yataktan. Bir an başı döndü, gece ne kadar içtiklerini düşündü. Başucundaki yarı dolu bira şişesine takıldı gözü, birasını yarım bıraktıgına göre, içmiş olduğunu anladı epey. Çantasından diş fırçasını bulmuş, tuvaletin yolunu tutmuşken, masanın üzerindeki boş bira, şarap, votka şişelerine, puro paketlerine ve koltuklarda sızmış iki arkadaşına gözü takıldı, gülümsedi. Genelde olduğu gibi hiç de akşamdan kalma bir hali yoktu. Herkes uyurken hazırlandı işe gitmek üzere, siyah takımını giydi, topuklu ayakkabılarını... Kurumuş dudaklarına sürdü rujunu. Sonra eşyalarını toparladı, çıkmasına yakın evin sahibi uyandı. İşte o gerçekten akşamdan kalmaydı, hep açık duran kızıl kıvırcık saçlarını toplamıştı bu sefer, patlak gözlerle kahvaltılık bir şeyler hazırladı arkadaşına. Onun atıştırmasını izledi. Hep severdi onun yemek yemesini izlemeyi. Ve sonra kapıya kadar geçirdi. Ardından geri döndü, koltuk yerine yatağına gitti bu sefer...

"Neden içtim bu kadar?" diye düşündü pikenin altına girerken, midesindeki herşeyi geceden çıkarmış olmasına rağmen iyi değildi. İçmeyi teklif eden kendisiydi aslında, çoğu insan gibi alkolün yaralı yüreğine iyi geleceğini düşünmüştü. Oysa bir yere varamamıştı, kalbinin yanı sıra midesi de ağrıyordu artık. Çok duygusal, çok kırılgandı, evli bir erkekle bir şeyler yaşamak asla ona göre değildi. Selen uyarmıştı aslında onu, ben yaptım ama sen yapma, sen kaldıramazsın böyle bir ilişkiyi demişti. Arzu seviyordu aslına bakarsan Selen'in bu yönünü, ne kadar da rahat biriydi o. İlişkileri başlar biter, kimler gelir kimler geçer Selen'i pek etkilemezdi. Mutlu olmak gerek derdi hep, acımasız dünyanın gerçekten gözyaşlarını döktüreceği zamanlar olacaktır, o zamana kadar gülüp eğlenmene bak. Bunları düşünürken neden demin Selen'e reçel de çıkarmadım diye düşündü, yeni reçel almıştı halbuki. Bu sırada içerden Ece'nin sesini duydu...

Bir yandan öteki yana döndü Ece, eğri büğrü yattığı koltukta. Bir şeyler mırıldandı, belliki rüya görüyordu. Onun ki kadar karışık aklı ve kalbi olan biri için rüya yerine kabus demek daha doğru olabilirdi. Evlenmeli miydi Altan'la? Evlilik sürecine gireli çok zaman geçmişti, hatta o kadar çok ki, ondan soğuyup başka birini sevecek kadar... Bir bilseydi Altan, Ece’nin o çocukla neler yaşadığını, kesin elinde kalırdı Ece. Evlenmekten vaz mı geçerdi acaba? Ece bir yandan bir daha asla Altan kadar kendine değer veren birini bulamayacağını düşünürken, diğer yandan kalbinin Yavuz’da atmasını engelleyemiyordu. Selen, doğrudur demişti, belki de kimse çıkmaz karşına seni onun kadar seven, ama sen onunla mutlu değilsen yapacak bir şey yok, önemli olan senin kimi daha fazla sevdiğin. Ablası gibi görüyordu Selen’i. Arzu ise Selen’den büyük olmasına rağmen daha ziyade arkadaşı gibiydi. Tuhaf bir çekincesi vardı Selen’den. Arzu’ya saygıdan çok sevgi, Selen’e ise sevgiden çok saygı besliyordu galiba. Arzu'nun sesini duydu, rüya zannetti, bir kaç kez tekrarlanınca kahvaltının hazır olduğunu anladı.

arkasi yarın...