havadan sudan, içten, hayattan, ondan, bundan,
şundan,
bunaldıkça, güldükçe, paylaşmak icin...
Pazartesi, Mart 31, 2008
Çarşamba, Mart 26, 2008
Çevrenizde olup bitenlerle çok ilgilisiniz. İnsanlarla hangi konuda olursa olsun konuşmayı çok seviyorsunuz. Ve hareket nerede ise orada olmak istiyorsunuz. Hayatınızın düzen ve nizam içinde olmasını istiyorsunuz. Muhtemelen yapacaklarınızı hatırlamak için ajandanızı kullanıyorsunuz. Kararlarınızı çabuk veriyorsunuz. Diğer insanlarla ilgili de çabuk karar veriyorsunuz. Çevrenizdekiler tarafından kimi zaman dominant olarak nitelendiriliyorsunuz. Daha çok "büyük resim"e odaklanıp işlerin bu şekilde olmasının nedenlerini bulmayı seviyorsunuz. Detaylarla pek ilgilenmiyorsunuz. Denemekten kaçınmayan, işlerin farklı şekillerde nasıl olacağını hayal eden yaratıcı bir kişisiniz. Mantıklı düşünen ve problemleri çözmeyi seven birisiniz. Çevrenizdekileri ve olayları objektif kriterlere göre değerlendiren adil bir kişisiniz.
Salı, Mart 25, 2008
Cuma, Mart 21, 2008
Çarşamba, Mart 19, 2008
ölüm önce komik, sonra acı...
Pazar, Mart 16, 2008
Perşembe, Mart 13, 2008
Cumartesi, Mart 08, 2008
Çarşamba, Mart 05, 2008
Pazar, Şubat 24, 2008
Camlara yağmur vurunca,
Perdeleri kim açacak?
Yüreğin bensiz sıkılmaz mı?
Gittim yüreğin rahat mı?
Aşk sana kaldı.
Sevişip, öpüşürken
İçin acımaz mı?
Ürkerek sesleneceksin,
Cevap yok, söyleneceksin.
Yatağa gizleneceksin.
Mutsuzsun dahası var mı?"
insan ayrı hikayelerinde, bazen öznesi olur şarkının bazen söyleyeni, ne garip; sanki değişmiş gibi karakteri... yoksa büyük yazar yanlış yaptı; aşk tek kişilik bir şey mi?
Pazar, Şubat 17, 2008

Perşembe, Şubat 14, 2008
14 Şubat'ı yazısız geçmek ayıp olur sanki, Aybars'tan gelen şu çok anlamlı ve geniş kitlelere hitap eden yazıyı koyayım bari:) Olup da yok gibi olanın,
Yok da var gibi olanın,
Olmayıp çok isteyenin,
Oluyo da noluyo diyenin,
Olduğu için çok mutlu olanın,
Olmadığı için çok mutlu olanın,
Onsuz olamayanın,
Onunla hiç olamayanın,
Herşeye rağmen yüreğinde her daim aşka yer olanın…"
Çarşamba, Şubat 13, 2008
okul açıldı, aklım saçıldı, herşey karıştı...hepsi birbirinden ağır 3 doktora dersi
öğretmenlik uygulaması asistanlığı (öğrencilerin staj yapacağı 2 okuldan ben sorumluyum)
geçen seneki dersimin yardımcı asistanlığı
fakültenin her tür kız erkek takımıyla badmington'da hentbola ilgilenme görevi (antreman ayarlama, maçlara gitme vs)
...
Çarşamba, Şubat 06, 2008
pa rça la ra b ölü nmü ş kal b i m (II)Cuma, Şubat 01, 2008
Çarşamba, Ocak 30, 2008
iyi grup: cıngarPerşembe, Ocak 24, 2008
2 kitap aldım geçenlerde, biri "Melek Yapıcı". Melek Yapıcı'nın önce adına, sonra (resimden belli olmayan) kabarık, ışıltılı kapağına vuruldum. Sonra arkasını okudum, neden olmasın dedim. 200. sayfadayım, hızlı hızlı gitti, ama nasıl toparlayacağı önemli, umarım başarır yazarımız.
"Al bu elmayı Nezahat" diyebilirdim, "sende bu ad oldukça istersen sıfır numara kel, istersen at kuyruklu olurum. İnce bıyıklı tek dişi altın olurum. Meftun olurum, meczup olurum. Uzaklara bakarım, çıtımı çıkarmam. Nasıl söyleyeceğimi bilmem susarım. Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe saat kulesiyle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. Duvarlara yazılar yazarım gizli gizli: 'Albayım beni Nezahat ile evlendir.' Sülüs yazarım, kufi yazarım, latin yazarım. Gotik yazamam. Yağ satarım, bal satarım, ustamı öldürür ben satarım. Yemeden içmeden kesilir, alık olurum. Adımı sorsan duymaz olurum. Kötü olurum, iyi olmam Nezahat. Ya bu adı değiştir ya da al bu elmayı. Bende sevdiklerince terk edilme endişesi, kafayı yemeye meyyal haller var. Al bu elmayı Nezahat. Yüzünde göz izi var."
Salı, Ocak 22, 2008
p ar çal ara b ölü n müş k al b im;
baş köşede,
sevip yanıldığım.
sol üstte,
sevmesem yanılır mıyım,
diye bocaladığım.
arada derede,
sevdiğimi sandığım.
gerilerde bir yerde,
sevip uzak kaldığım,
sevmeye fırsat bulamadığım,
belki de anlamsız olan,
imkansız aşkım.
dopdolu kalbim,
bomboş içim.
kalabalıkta yalnızım...
Pazartesi, Ocak 21, 2008
Tenisçi dirseği de ne ola ki diye sorarsanız; önkolu dirseğe bağlayan kasların tendonlarında tekrarlayan küçük yırtıkların sonucu olduğu düşünülen dirsek ağrılarına yol açan rahatsızlıktır. Belirtileri:
- Dirseğin kıvrım yerinin altında ve önkolun üst tarafının dış tarafında tekrarlayan ağrı.
- Bazı vakalarda önkolda bileğe doğru yayılan ağrı.
şeklinde kopyalayıp yapıştırmak suretiyle açıklayabilirim.
ilkokuldan beri tenis oynayıp da tenisçi dirseği olmayan ben, final haftasında ödev yetiştirme telaşı ve sabahlamalar arasında, aptal bilgisayar yüzünden bu hale geldim. dirseğimde acaip bir ağrı mevcut, neyse ki azaldı son günlerde. ilaç milaç bişi istemiyorum, lütfen kendi kendine iyileş güzel dirseğim...
bu arada "dirsek çürütmek" deyiminin günümüzdeki yansımasının bu olduğuna karar verdim. Türk Dil Kurumu'na gideceğim ve deyimler sözlüğünde, dirsek çürütmenin karşılığına, "bilgisayar başında yoğun çalışmak" şeklinde değiştirmeyi önereceğim...
uçtu uçtu dost uçtu... bölümdeki oda arkadaşım meryem, amerika'ya gitti, orada okuyacak bi süre. oda boş kaldı, onun tarafında yaşam belirtisi yok, ama ben hala kabullenemedim sanırım durumu. tatile gitti de yine dönecek haftaya gibi geliyor hala. gözlerim onu arıyor, başımı çevirdiğimde göreceğim hissi, -ya öff şu nasıl olacak- diye işin içinden çıkamadığımda, hep uzattığı yardım elinin beklentisi, azıcık keyifsiz girdiğimde kapıdan, onun bunu anlayıp, -neyin var- diyeceği eminliği gitmiyor...
Perşembe, Ocak 17, 2008
şu soğukta, hala yaşamakta olan bir uğurböceği buldum masamda. bana uğur getirmek için, canla başla mücadele etmiş belli ki soğukla. kırmızısı bile solmuş, yavru bi de. ben de kıyamadım haliyle, aldım elime masa lambamın yakınına götürdüm, biraz ısınıp kendine gelsin diye. uğurböceği ne yer ki? biskrem verdim acı çikolatalı, bir parça da salatalık koydum önüne. çok uzun yaşayacak gibi görünmese de, ben elimden geleni yaptım sanırım... teşekkür ederim böcük, getirdiğin uğurlar için:)
Çarşamba, Ocak 16, 2008

Pazartesi, Ocak 14, 2008
son 20 yıldır öğrenciyim ben... kesintisiz 20 yıldır sınavım, ödevim var, normal mi ya bu??!* tamam şu an bulunduğum iş ortamında normal olabilir, ama nereye kadar... final haftasındayim belli oluyo mu? yarina yetismesi gereken bi final ödevim var. sanirim sabahlasam bile basaramiycam, beklenen ödevi vermeyi...
Perşembe, Ocak 10, 2008
Salı, Ocak 08, 2008

Perşembe, Ocak 03, 2008
Salı, Ocak 01, 2008
2008 geldi yahu, ne çabuk geçiyor yıllar... yeni yıla yönelik hedeflerimi, bu yıl gerçekleşmesini istediklerimi falan yazsam anlamlı olacak biliyorum, ama içimden öyle bi yazı geçmiyor. bu yeni yılla ilgili olarak beni en çok heyecanlandıran şey, sevdiklerimin yeni yılını özel bir şekilde kutlamak için yaptığım animasyon dersem yalan olmaz. eger bu yaziyi 5 gün içinde okursanız http://download.yousendit.com/C7E0DE677652EBD4 linkinden animasyonumu izleyebilirsiniz...
Cumartesi, Aralık 29, 2007
niye azaldı yazılarım son günlerde ben de bilmiyorum, aslında başucundaki defterime karalanmış yazılar var, niyeyse sonlarını bir türlü bağlayıp da buraya aktaramıyorum. karışık hallerdeyim sanırım. her son bir başlangıç ve her başlangıç da bir son demek ya, işte ondan bocalıyorum. seviniyorum bir yandan başlangıcıma ve üzülüyorum her son gibi bu sona da...
Perşembe, Aralık 27, 2007
Pazartesi, Aralık 24, 2007
öksürmekten ciğerlerim iç organımdan sayılmaktan çıktı, boğazım tahriş olmanın ötesine geçti, "daha rahat öksürebilmek" için kendi kendinin yarısını yok etti. karnım da halihazırda bulunan 4 baklava, 6 ya çıkarak, büyük ikramiyeyi tutturdu...hastalığı hiç mi hiç sevmiyorum. kendisi de beni sevmiyo zaten, çünkü onu tanımamazlıktan geliyorum. "hastasın ulen" diyo sanki bana, yoo diyorum ben, nerden çıkarıyosun... gerçi bu kadar inat etmeyip, ilaç içsem votka yerine, 8 saat uyusam en azından, 4 yerine. daha iyi olacak gibi...
Cuma, Aralık 21, 2007
bunca zamandır girmedin girmedin, şimdi noldu da girdin diyebilirsiniz haklısınız. msnden mi sormadınız, mailler mi atmadınız, hatta telefonlar da açtınız, ama yetmedi:D neyse, ikna edici birinden, ikna edici bi konuşma dinledim diyelim:) ve artık ben de bir facebooklu oldum. milletin nasıl olup da saatlerini facebookta harcayabildigini daha iyi anlayabiliyorum artik. yahu benim sümüklü sersem sepelek bi ilkokul arkadaşım vardı evlenmiş, çocuğu var kaç yaşında. eski aşklarım, sınıf arkadaşlarım ohooo, dünyanın 4 bir yanına dağılmışlar... hadi bakalım, feysbuk maceram hayırlı olsun diyor, kırmızı kurdeleyi koca bir makasla kesiyorum:)
Cumartesi, Aralık 15, 2007
Ne boynu bükük bir çiçek, ne yağmurlu bir hava yetmez benzetmeye hüznünü. Tuz buz olmuş camlar, etrafa saçılmış tozlar da yavan kalır, kırık kalbinin yanında. Anlaşılamaz gelir derdin, anlatılamaz hatta. Beyaz kağıtlar, kalemler boşuna dolanır yanıbaşında. Boşuna bir çaba dile dökmek; boşu boşuna. Bir yazar bir karalarsın ancak durmadan. Mısralar çalmak gelir içinden yalnızca, birilerinin niye "kara" sıfatını yakıştırdıklarını yeni yeni anladığın, kara sevdalardan...
Çarşamba, Aralık 12, 2007
Şizofren Aşka Mektup
"Şizofren Aşka Mektup" diye bir kitap okuyorum bugünlerde, Cezmi Ersöz'ün. Sanırım bir ara listelere girmişti, ben biraz geriden takip ediyorum da gündemi. Evdeki kütüphanede yeni bir kitap arıyordum kendime, bunu gördüm, okumaya karar verdim. Arka kapaktan alıntı yaparım genelde ama içinden, bana daha çok hitap eden birkaç cümle yazmayı daha uygun buldum bu sefer:Salı, Aralık 11, 2007
Pazartesi, Aralık 10, 2007
bugün derste yoklamanın üzerine 10.09.07 şeklinde tarih attım. üstelik hangi ayda olduğumuzu düşünüp öyle yazdım tarihi. hoca kağıdı aldı, eylül'ü buraya sen mi yazdın dedi. eveet dedim, gevrek gevrek, niye sorduğuna anlam veremeden. -biraz geçti onun üstünden- dediler, o an fark ettim... peki ben neden aralık'ın gelişini kabullenemedim? sebebi ne olabilir?
Eglenceli bir gece tarifi:Gerekli malzemeler:
1 şişe Nemiroff Ballı Biberli,
2 shot bardağı, (yoksa türk kahvesi fincanı da olur:)
1 limon,
1 adet çok sevdiğiniz kişi, (ortak alkol geçmişiniz olması tercih sebebidir)
1 adet sağlam playlist
Limonu büyük D'ler olacak şekilde parçalara ayırın, sevdiğiniz kişiyi karşınıza oturtun, beraber playlisti hazırlayın. Ardından votkayı bardaklara dökün, herhangi bir maddeyle karıştırmadan, önce şerefe kaldırıp, tokuşturmak suretiyle, shot şeklinde için, votka içinizi yakana kadar bekleyip, bir parça limonu yiyin. 5'er dakikalık aralıklarla, şişenin dibini görene kadar, votkaları tazeleyin.
NOT: 2 kişiye en az 1 şişe düşecek şekilde malzemeler ayarlanarak, 2 (4 kişilik) ya da 3 ölçü (6 kişilik) -eğlenceli gece- hazırlanabilir. afiyet olsun...

Dün Tandoğan'da "Bağımsız Yargı" mitingindeydim... Bir kaç foto ve genel bilgileri aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.
Oradan bir iki alıntı yaparsam;
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nazan Moroğlu, taslağın kadınları eşit haklardan uzak tutup toplumun korunmaya muhtaç bir kesimi olarak gösterdiğini vurguladı. (engelliler & yaşlılarla aynı kefeye koymuşlar kadınları, haliyle haklarını da sınırlamışlar)
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum, hukukun korunduğu iddia edilen yeni anayasa taslağına göre, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 17 üyesinden 9’unu seçme hakkının hükümete bırakıldığını kaydetti. Aynı taslağın YÖK’ün 11 üyesinden 6’sını, Danıştay üyelerinin de dörtte birinin seçimini Bakanlar Kurulu’na bıraktığını anlatan Batum, “Sonra da bizim bunun demokratik ve sivil bir anayasa olduğuna inanmamızı bekliyorlar” dedi. (az çok matematik bilen herkes 17'de 9'un da, 11'de 6'nin da yarıdan 1 fazlayı, yani oy çokluğunu sağladığını, 17'de 17 ya da 11'de 11 de deseler o oylamadan aynı sonucun çıkacağını bilir...)
ooof oofff...
Perşembe, Aralık 06, 2007
Yazamadım yine ne zamandır. Pek hareketli bir 10 gun geçirdim, ondan herhalde. Neler mi oldu Pazartesi, Aralık 03, 2007
Perşembe, Kasım 29, 2007
Perşembe, Kasım 22, 2007
Ne zamandır, vizyondaki bir film hakkında yorum yapmadım. Çok sinemaya gitmiyorum aslında, daha ziyade filmleri evlerde, minderlerin üstünde, ayaklarımı uzatarak, etrafta sadece sevdiklerimle, önümde yemek, elimde kadeh ve istediğim zaman ara verebilme lüksü içinde izlemeyi tercih ediyorum. Neyse hazır bir filme gitmişken ve bana göre yorumum sizleri vakit ve nakit kaybından kurtarabilecekken paylaşayım diyorum. Garfield Gets Real'e gittim geçenlerde. Aman diyim sakın gitmeyin! Bu kadar çizgi film düşkünüyümdür, her tür animasyonu severim, ama bu hakikaten kötüydü. Bi kere Garfield, o süper şahsına münhasır karakterini doğru düzgün yansıtmıyordu. Her zaman büyükleri güldürebilecek nitelikteki esprileri filmde ancak 3-5 yaş arası çocuklara hitap ediyordu. Hatta onlar da espriden ziyade ekrandaki düşüp kalkan renkli kediler ve köpeklerle ilgilendiğinden eğlenir. İşte öyle. Bu arada sanırım bir ilke imza attım kendi çapımda ve bir filmin tamamını izlemeden terk ettim salonu...
Çarşamba, Kasım 21, 2007
Bu mudur yani dünyanın kuralı? Gecenin sonunda kazanan hep çok makyajlı olan mıdır? Saklayan mıdır, yüzü gibi yüreğini de? İki kelimeyi bir araya getirip konuşamayan, şişenin kapağını açamayan, üç yudumda sarhoş olan mıdır? Tercih hep güzelden yana mıdır içten olandansa, cilveliden mi merttense? Standartlara uygun olanlar mıdır hep gözdeler? Tek bir noktadan yapılmış gibi üretimleri, aynı boyalı saça, aynı renk fara, aynı marka bluza sahip binlerce olduğu umursanmadan, onlardan biri mi seçilir her zaman? Altındaki arabadansa aklına, pahalı hediyelerdense iki satır nota, gittiği mekanlardansa sokak köpeğine tavrına bakanlar, boyalı dudakların yanında hep sadece sevimli bulunan küçük kız gibi mi kalırlar?
Salı, Kasım 20, 2007
Pazartesi, Kasım 19, 2007
Perşembe, Kasım 15, 2007

İçmek güzeldir, dans etmek de, daha güzeli bunları öğrencilerle birlikte yapabilmektir... Bu yüzden dün gece bana göre çok güzeldi:) Sabahındaysa 2 soru var aklımda,1) öğrenciler de biz hocalarıyla birlikte olmaktan zevk alıyor mu?
2) benim de benle vakit geçirip, eğlenmekten zevk alan hocalarım var mı?
Not: İçmeden dans edebilmek en güzelidir, ama bunu başarabilen çok insan tanımıyorum, bi ben bi turgay işte...
Çarşamba, Kasım 14, 2007

"William Bloom, babası kanser nedeniyle ölüm döşeğinde olduğu için, aile evine geri döner. Gezgin bir satıcı olan babasını yakından tanımak için, efsanevi bir kişiliği olan adamın gençliğinde yaşadıklarına dair öyküler toplamaya başlar. Babasının yaşadıklarına dair efsaneler ve mitler, bir puzzle'ın parçaları gibi yerine oturacak ve anlaşılması güç olan adamın yaşamını zaferleriyle ve zaaflarıyla ortaya dökecektir." filmin konusu buydu ama devamlı adamın eski maceralarini izlediğinizden o kadar etkilenmiyorsunuz, ölüm döşeğinde olmasından...
Hikaye adamın kasabalarının gölündeki hiç kimsenin yakalamayı beceremediği, kocaman bir dişi balığı yakaladığını anlatmasıyla başlıyor. Her yol, her tür yem deneniyor, ancak adamın aklına sonunda başka bir fikir geliyor ve çıkarıp oltanın ucuna evlilik yüzüğünü takıyor. Böylece yakalıyor. Ve işte filmin en güzel repliği de burada geliyor:
-O gün anladım ki, yakalayamadığın o kadını elde etmek için ona evlenme teklif etmen gerekir.-
Geçen hafta baleye gittim, izlenimlerimi gecikmeli olarak yazacağım. Her ne kadar üzerimde yazıların günü gününe olması gerektiğine dair bir baskı hissetsem de, gördüğünüz gibi fazla umursamıyorum.Kuğu Gölü'nü izledim, daha önce de izlemiştim tabii ki, ama zaten sanırım oynamakta olan bütün baleleri izledim. Her neyse bale severim, yeni bir şeyler izlemeyi tercih etsem de, tekrar tekrar izlemek de sıkmıyor.
Daha evvel de gözlemlediğim, ancak bu sefer fazlaca gözüme batan bir şey vardı ki sizlerle onu paylaşmak istiyorum. Tahmin ediyorum, baleye ilgili az sayıda erkek olduğundan, elde ne varsa o kullanılıyor, kim bilir belki de kıtlıktan dolayı doğru düzgün seçme bile yapılamıyor. Kızlarımızın / kuğularımızın şöyle hepsi bir boy, çıtır çıtır, güzel güzel dans ediyorlar, erkeklerimize ise fazla uzun, fazla kısa, sıska, tombul gibi çok çeşitli sıfatlar yakıştırılabiliyor. Bu sıfatların yanı sıra hepsinin iyi dans ettiği de söylenemez. Sanırım içlerindeki en iyi balet haliyle esas oğlandı, o da arada, bir erkek için ellerini fazlaca kız gibi oynatıyordu...
Tüm bu eleştirilerin yanı sıra yine, yeniden izlenmeye değerdi, değdi de...
En bitti dediğin anda, bir kibrit çakılıp atılmış gibi benzin dökülmüş odaya; tutuşuverir kalp birden ve beliriverir aşk yeniden, dolanmaya başlar damarlarında. İşin kötüsü, hani boğulan adam vardı ya(*); o tam da öldü sandığında... Kendine yazıp çizdiğin herşeye sil baştan başlarsın işte, unuttuğunu zannettiğin, hiç umursamaz hissettiğin o anda.Boynunun kuytusunun o hiç değişmez kokusu gelmiştir belki burnuna, parmağı dokunmuştur koluna, bir şarkı çalmıştır sana ya da oturmanız yetmiştir yanyana. Böylece aylardır karşılaşma anı için elinde tuttuğun baltan kayıp düşüverir toprağa...
(*) 26 Ekim 2007 tarihli yazıdan
Cumartesi, Kasım 10, 2007
Bugün Turgay'la buluştuk, yetmiyor ya, haftanın içinin günleri, dışında da bir araya geliyoruz.Büyük bir markete alışverişe gittik beraber, 3'erli paketli çoraplardan aldık birer tane , birbirinin aynısı çoraplarımız var artık.
Bi de şarap aldık. O kırmızı sever, ben beyaz. O yüzden genelde bira alıyoruz:) Ama bu sefer kıyamadım ona, onay verdim kırmızıya.
Aynı torbada çoraplar ve şarapla çıktık yola. Cips de alsaydık ya diyip, küçük bir markete gittik peşinden, cips aldık ordan, bi benim bi onun istediğinden...
Sonra film seçtik beraber, o altyazıyı indirdi, ben şarabın yanına peynir kestim, cipsler çıktı bi de benim mandalinalar.
Çorapları giymeyi düşündük, sonra vazgeçtik.
Film başladı, bildim ben daha başından, ağlarım kesin dedim.
Filmi izledik, haklıymışım, ağladım ben. Görmese de anladı; ağlıyo musun lan yine dedi. Hıhı dedim...
Perşembe, Kasım 08, 2007
Pazartesi, Kasım 05, 2007
o kadar da güzel bir durum değilse içinde bulunulan, beklemekten sıkılınıyor belki de. iyi ya da kötü, bir sonuç beklentisi içine giriliyor bir zaman sonra, illa ki bir -the end- yazısı arıyor insanın gözleri ya da bilmeyi; serinin ikinci filminin geleceğini ...
Cuma, Kasım 02, 2007
Cuma'lar güzeldir di mi ya, fazladan bi pırpır eder sanki insanın içi, ayakları biraz daha sekerek alır yolu, daha fazla ilişir gözler saate. Bu Cuma da öyle:) Bu hafta sonu da yokum şehirde... Neler mi var planımda:1) müzik
2) eğlence
3) uzun zamandır görüşülmemiş arkadaşlar
4) yeni tanışılacaklar
5) tequila
6) votka
e daha ne olsun:)















